
Konağımızın salonundan bir köşe...



Sevgili dostlar!
Uzunca bir aradan sonra tekrar sizlerle birlikte olmanın sürurunu yaşıyorum...
Uzunca bir ara diyorum zira bana çok uzun geldi çünkü sizleri özledim...
Taşınıyoruz diye gittik birçok işi hallettikte geldik...
Hangi birinden başlasam bilemiyorum; Sevgili görümcem Fatoşun dünya evine girmesi, dört günlük Akbük tatili, oğluşun sünneti veee sonrasında başımıza gelenler...
Bugünlük kısa bir girizgah olsun detaylara sonra gireriz...
Şair N.Fazılın dediği gibi; komşuya hatır soran sıra sıra terlikler ölçülü uzaklıkta yakın beraberlikler...
Tahtını biz yaptık bahtını Allah yapsın...
Bu arada saatten haberim yeni oldu(saat;00:40) tevafuk bu ya oğluş bugün itibariyle sekiz yaşından gün almış bulunmakta vatana millete hayırlı olsun...
Sevgi ve de muhabbetle...
"Her şey sen de gizli:
Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
kanatlarının çırpındığı kadar hafif...
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü...
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
karşındakinin gördüğüdür rengin...
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün...
Gülebildiğin kadar mutlusun,
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin.
Sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın...
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin...
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın.
Bunu unttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun.
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli.
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin..."Can Yücel
Arada bir böyle tatlı kaçamaklar yapın arkadaşlar tavsiye olunur; terapi gibi...
Hayat uğraşlarınızı hayat zevklerinizin önüne koyun! bu ekmeğinize tereyağı sürmez ama işlerinizi zevkli hale getirir! diye bir söz dizesi vardır. Haksız mıyım arkadaşlar? yemek yemek de bizim hayat zevklerimizden değil midir?
Lakin herşey tadında güzel; yemek için de yaşamamak gerekli yaşamak için yemeli, bu düsturu da unutmamak gerekir diye düşünüyorum...
Havuç salatası (tarator); zeytintağında rendelenmiş havuçlar bayıltılır ve soğumaya bırakılır daha sonra içine sarımsak, yoğurt ve mayonez ilave edilir, üzerini de maydonozla süsledik mi tamamdır...
Valla Halil ibrahim sofrası...
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına...
Kesme boru ve kum boncuklarla, ince takı teli yardımıyla süzgeç aparat ve iğnelik üzerine çiçek motif olarakdizayn edilmiş bir broş!
Arkadaşlar farkındaysanız yine pratik ve lezzeti sizin takdirinize kalmış bir tatlı...
Siz de yapın; hepbirlikte afiyet olsuuuuuuuuuun...
Mutlu hafta sonları...
MALZEMELER;
-3Yumurta
-4 Kahve fincanı şeker
-6 Kahve fincanı un
-3 Yemek kaşığı yoğurt
-1 paket kabartma tozu ve vanilya...
ŞURUBU İÇİN; -10 Fincan şeker
-15 Fincan su
-Yarım limondan az limon suyu...
HAZIRLANIŞI;Yumurta, şeker, yoğurt bir güzel çırpılır sonrasında un ve kabartma tozu ilave edilir, vanilyayı da koyduk mu doğru fırına...
Fırından çıkışta önceden kaynatıp soğutmuş olduğumuz şerbeti üzerine bir güzel dökelim ve dinlenmeye bırakalım...
ÜZERİ İÇİN; Tamamen damak zevkinize göre süsleyebilirsiniz özgürsünüz arkadaşlar...
Ben şahsen; dondurma ve kaymak tavsiye ediyorum çok nefis oluyo...
DİPNOT;Bu arada fincan ölçümüz; Türk kahvesi fincanıdır haberiniz olsun!
Perşembe günü oğlumun okuluyla, ASKİ spor salonunda düzenlenen Ankara sirkine gittik;
Büyük Ankara Sirki’nde geçen yıllara göre bu yıl çok daha değişik ve eğlenceli gösteriler izledik. Sirk sanatçıları Başkentlilere, Kaplan Şov, At Üzerinde Akrobasi Düeti, Eğitilmiş Maymun ve Midilliler, Laso ve Uzun Kamçılılar, Hokkabaz, Halat Üzerinde Düet, Dönen Okta Ekilibristik, Hava Uçuşu, Havada Hula-Hoplar, Ayılar, Atlar, Amerikan Tekerleği ve Palyaço gösterimlerini sundular.
Sirk; 5 Mart 2006 tarihine kadar toplam 60 gösteri sergileyecekmiş duyrulur...
Gitmek isteyenler varsa; okullar için; salı, çarşamba, perşembe, cuma saat; 13:00'de Her cumartesi ve pazar saat; 14:00 ve 18:00'da ASKİ spor salononda...
Oğlum da ben de değişik bir gün geçirmiş olduk; çocuklara kaybolup dağılmasınlar stresiyle mukayet olmaya çalışmak dışında herşey güzeldi...
Neyse ki sağ salim ailelere teslim edildiler de bizler de sorumluluğumuzu yerine getirmenin haklı gururunu yaşadık...
Fotoğraf makinamı hareketli çekime ayarlamadığımdan dolayı; resimler bu şekilde çıktı affınıza sığınarak ben yine de paylaşmak istedim...
Sitemi kapatmaya yakın herhalde bu işi de layıkıyla öğrenirim diye düşünüyorum...
malzemeler;-2,5 su bardağı aşurelik buğday
-1 su bardağı nohut
-1 su bardağı fasulye
-1 su bardağı doğranmış kayısı
-1 su bardağı üzüm
-1 su bardağı doğranmış incir
-1 su bardağı ceviz
-5 su bardağı şeker
-1 adet elma, karanfil
-1 su bardağı süt
-2 tatlı kaşığı nişasta
-portakal kabuğu rendesi
Üzeri için; ceviz, susam, hindistan cevizi, tarçın harmonisi...
Hazırlanışı;Hazırlanış kendi tarzımda anlatılmıştır duyrulur...
Aşurelik buğdayımızı 8lt'lik tenceremizde; akaşamdan bir taşım kaynatalım, fasulye ve nohutumuzuda akşamdan ıslatalım...
Sabah; buğdayımız kaldığı yeden kaynamaya devam ede dursun biz bir yandan nohut ve fasulyemizi düdüklüde 15 dak. pişirelim sonrasında kaynayan buğdayımıza ilave edelim biraz daha özleştirelim. Özleşen harcımıza ; kayısı ve portakal kabuğu rendesi, bir adet soyulmuş ve karanfil batırılmış elma (elmayı daha sonra içinden alıcağız) ilave edip tekrar kaynatalım, şekeri de ilave ettikten sonra; üzümleri dökelim en son olarakta; nişasta ile karıştırdığımız sütümüzü kıvam vermesi amacıyla aşuremize ilave edelim; biraz daha kaynatıp, vanilya ilave edebilir ve kapatabilirsiniz. İncirlerimizi kapattıktan sonra ilave edelim ki; aşuremiz kararmasın...
Not; arkadaşlar ben cevizi aşuremi karartır gerekçesiyle üzerinde bolca kullanmayı tercih ettim.
Bilgi dağarcığınıza itafen Aşure ayı hakkında birkaç bilgi...
Aşure sözcüğü Arapça'da 10 sayısı anlamına geliyormuş. İnanışa göre büyük tufanda Nuh Peygamber ve yanındakiler gemiden 10 Muharrem'de çıkmışlar.Karınlarını doyurmak için de gemide arta kalan malzemelerle bir yemek pişirmişler. Ve doğal olarak tatlıyla tuzlu karışmış yemekte ama lezzetli bir şey çıkmış ortaya. Urfa'da ateşe atılmak istenen Hz. İbrahim Muharrem ayının 10'uncu günü kurtulmuş ateşten... Yakup Peygamber, oğlu Yusuf'a Muharrem ayının 10'uncu günü kavuşmuş; Tanrı, Hz. Musa'yı bu günde kurtarıp firavunu boğdurmuş. Asırlar sonra, yine Muharrem ayının 10'uncu gününde Hz. Muhammed'in torunu, dördüncü Halife Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin de, Kerbela'da pınar başında su içerken şehit edilmiş. İlhan Eksen ilginç bir saptama yapmış ve Yahudiler'in de ay takvimlerinde birinci ay "Tışri" imiş ve onlar da bu ayın 10'uncu günü oruç tutup "Yom Kipur" (Kefaret Günü) bayramını kutluyorlarmış. Ermeniler aşureyi Noel'de pişirirken, Rumlar cenazede pişiriyorlarmış...
Eski İstanbul evlerinde en az yedi cins erzakla pişermiş aşure... Kerbela olayını anmak isteyenler ise hem oruç tutar hem de malzeme sayısının "12 İmam"a atfen, 12 olmasına dikkat ederlermiş. Bazıları ise 40 çeşit malzeme koyuyormuş aşureye... 40'ı tamamlayamayanlar için şöyle bir kolaylık sağlanmış: "Kırkı tamamlayamayan bir kaşık bal koysun. Nasıl olsa arılar kırk tür çiçeğin nektarını almıştır."
Sizler de sevdiklerinize sevgi çöreklerimizden ikram etmek istemez misiniz?
E ne duruyorsunuz o zaman haydi mutfağa...
Kolay gelsin ve de afiyet olsun...