yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Temmuz 2017
20 Mayıs 2014
KALP AĞRISI...
Öyle ölüler vardır ki;Ben onların öldüklerini düşündükçe,Vakit olur...Yaşadığımdan utanırım...Nazım Hikmet.
Bir Madenciden : Bize yemek vermiyorlardı. Evimizden ekmek arası bir şeyler getiriyor onları yiyorduk. Yemek için mola saati yoktu. İşlerin azaldığı bir ara ayaküstü ekmeklerimizi yiyorduk. Ayrıca diğer bir sorunumuzda yiyeceklerimizi farelerden koruyabilmekti. Bize yiyeceklerimizi korumamız için bir poşet veriyorlardı. Bunları çalıştığımız yere yakın bir yerde tavana asıyorduk. Yemek yemeye geçince farelerin poşetleri tırtıkladıklarını, kimi zaman ekmeklerin ucundan yediklerini görüyorduk. Ben çoğu kez aç kaldım. Ama birçok işçi arkadaş buna alışmıştı. Farenin dişlediği yerleri kopartıp ekmeklerini yiyorlardı.Arada mideniz bulanır, başınız ağrır, kendinizi kötü hisseder yeryüzüne çıkmak isterseniz, asla izin vermezler. Otur bir köşeye bekle derler. Suyumuz bitince de çıkamıyorduk. Sularımızı kendimiz yanımızda getiriyorduk. Sırt çantamız çok ağırdı, daha da ağır olmasın diye yanımıza mümkün olduğunca az yiyecek ve içecek alıyorduk. Madenin dışında bir kantin vardı. Çayı bile para ile alıyorduk.Bu nedenle ben ambulansta sedye kirlenmesin diye çizmesini çıkarmak isteyen işçiyi iyi anlıyorum. Çalıştığımız, soyunduğumuz, yıkandığımız hiçbir yer temiz değildi ki… Temiz yere hasret olduğumuz için temiz gördüğümüz hiçbir yeri kirletmeye kıyamıyorduk... (kapitalist düzenin vicdansızlığı!!!!)
''Sen çizmelerini çıkarma güzel insan biz insanlığımızı giyinelim''...
Muhabbetle...
11 Ocak 2014
YENİ BİR BAŞLANGIÇ...;) ☺ ♥
Merhabalar sayfamın nadide dostları ! ★☆★☆★
Yeni bir başlangıç dedik; evet geçirdiğimiz yılların farkındalığını yaşamanın zamanı geldide geçiyor bile...Ne demişler; geçen gün ömürdendir...Öncelikle işe ; kendimizi analiz ederek başlayabiliriz ne dersiniz? Sağlığımız, yaşamımız, sevdiklerimiz...Sonrasında etrafımıza dönüp bir seyran edelim;iyilik, güzellik adına ; yaptıklarımız, yapamadıklarımız...Hayatımızın meşakkatli, zamanın ise sabun misali elimizden kayıp gidişini izlerken geride latif izler bırakmasına müsade edelim.Hareket gerekli lakin durağanlğı yaşamımıza ritimle birlikte sokalım ki; geride yorgunluğu kalmasın! Yaşam hep ; gülezar, lalezar değil! İnişli-çıkışlı bazen dalgalı, parçalı bulutlu, dik yokuşlu, sarp kayalıklı...Bazen Ağrı dağına tırmanmak gibi meşakkatli, bazen Konya ovasında dolaşmak gibi suhuletli ve coşku verici...Hayat; zıtlıklarla güzel; nasıl ki; gece olmazsa gündüzün kıymeti, kötü olmazsa iyinin kıymeti bilinmez! aynen öylede hayatımızdaki elemli günler; sürurlu günlerizi şükür içindir diye düşünüyorum! "Yaşamımızdaki işlediğimiz hataların çoğu, düşünmemiz gereken yerde hissetmekten, hissetmemiz gereken yerde düşünmekten ileri gelmektedir."diyor; John Colbins. Sözün özü arkadaşlar; 2014 yılından itibaren; öfkemizi sükut limanına çekelim, kısır düşüncelerimizin girdabından kurtulalım, haset ve ihtirasların fersah fersah uzaklarında yaşayarak; gülün kokusunu imbikten süzüp sevdiklerimize ter olarak verelim...
SEVGİYLE VE DE MUHABBETLE...
AŞIK ŞÜKRAVİ. NAM-I DİĞER EV PERİSİ...;)♡♥♡♥
Yeni bir başlangıç dedik; evet geçirdiğimiz yılların farkındalığını yaşamanın zamanı geldide geçiyor bile...Ne demişler; geçen gün ömürdendir...Öncelikle işe ; kendimizi analiz ederek başlayabiliriz ne dersiniz? Sağlığımız, yaşamımız, sevdiklerimiz...Sonrasında etrafımıza dönüp bir seyran edelim;iyilik, güzellik adına ; yaptıklarımız, yapamadıklarımız...Hayatımızın meşakkatli, zamanın ise sabun misali elimizden kayıp gidişini izlerken geride latif izler bırakmasına müsade edelim.Hareket gerekli lakin durağanlğı yaşamımıza ritimle birlikte sokalım ki; geride yorgunluğu kalmasın! Yaşam hep ; gülezar, lalezar değil! İnişli-çıkışlı bazen dalgalı, parçalı bulutlu, dik yokuşlu, sarp kayalıklı...Bazen Ağrı dağına tırmanmak gibi meşakkatli, bazen Konya ovasında dolaşmak gibi suhuletli ve coşku verici...Hayat; zıtlıklarla güzel; nasıl ki; gece olmazsa gündüzün kıymeti, kötü olmazsa iyinin kıymeti bilinmez! aynen öylede hayatımızdaki elemli günler; sürurlu günlerizi şükür içindir diye düşünüyorum! "Yaşamımızdaki işlediğimiz hataların çoğu, düşünmemiz gereken yerde hissetmekten, hissetmemiz gereken yerde düşünmekten ileri gelmektedir."diyor; John Colbins. Sözün özü arkadaşlar; 2014 yılından itibaren; öfkemizi sükut limanına çekelim, kısır düşüncelerimizin girdabından kurtulalım, haset ve ihtirasların fersah fersah uzaklarında yaşayarak; gülün kokusunu imbikten süzüp sevdiklerimize ter olarak verelim...SEVGİYLE VE DE MUHABBETLE...
AŞIK ŞÜKRAVİ. NAM-I DİĞER EV PERİSİ...;)♡♥♡♥
20 Aralık 2013
Yılbaşına özel lezzet fikirleri...;) ☺ ♥
Yeni bir yıl, yeni umutlar...
Umuda yolculuklardan birine daha yaklaşıyoruz...
20013 uğurlanacak 2014 karşılanacak...
sevgi ve muhabbetle, olmazsa olmaz lezzetle karşılansın ki tüm yıl bu bereketle şekillensin, ferahlasın, can bulsun...;) ☺ ♥
Ev perisi'ninde sizlere minik şıklık, sunum ve de lezzet önerileri olsun elbette...
Sofralarımız sevdiklerimizi toparlama amacıyla kurulur ya hani bundandır sebep itina gösterilir, emek verilir, yüzlere tebessüm, midelere şenlik hazırlanıverir istemsiz ve de sitemsiz...
Kırmızı-beyaz candır zira Bayrağımdır diyerek sizlere sade, bir o kadar da şık bir masa önerim olsun bu yılbaşı... ☺ ♥
Bu yıl çay konsepti düşündüm sizler için...
Açılış için kahvaltılık, minik atıştırmalıklar,kahvaltılık soslar (-acuka,- patlıcanlı, kırmızı salçalık biberli sos,-ezme, -kroketler).... Ardından pasta, börek, kurabiyeler ve de olmazsa olmaz çay ritüeli...;) ☺ ♥
Kurabiyem de masa konseptine uygun hanihttp://evperisi.blogspot.com/2012/04/linzer-kurabislerimiz.html
... kırmızı-beyaz linzer kurabişlerim
Akabinde unlu yağlı çıtır böreklerimhttp://evperisi.blogspot.com/2012/09/bayramd-okul-telasyd-evi-hale-yola.html
Veee salata olarak ta http://evperisi.blogspot.com/2013/07/semizotlu-makarna-salatas.html semiz otlu makarna salatası tercihim olsun ... ☺ ♥
Afiyet olsun..;)
2014 yılından itibaren; öfkemizi sükut limanına çekelim, kısır düşüncelerimizin girdabından kurtulalım, haset ve ihtirasların fersah fersah uzaklarında yaşayarak; gülün kokusunu imbikten süzüp sevdiklerimize ter olarak verelim...
Umuda yolculuklardan birine daha yaklaşıyoruz...
20013 uğurlanacak 2014 karşılanacak...
sevgi ve muhabbetle, olmazsa olmaz lezzetle karşılansın ki tüm yıl bu bereketle şekillensin, ferahlasın, can bulsun...;) ☺ ♥
Ev perisi'ninde sizlere minik şıklık, sunum ve de lezzet önerileri olsun elbette...
Sofralarımız sevdiklerimizi toparlama amacıyla kurulur ya hani bundandır sebep itina gösterilir, emek verilir, yüzlere tebessüm, midelere şenlik hazırlanıverir istemsiz ve de sitemsiz...
Kırmızı-beyaz candır zira Bayrağımdır diyerek sizlere sade, bir o kadar da şık bir masa önerim olsun bu yılbaşı... ☺ ♥
Bu yıl çay konsepti düşündüm sizler için...
Açılış için kahvaltılık, minik atıştırmalıklar,kahvaltılık soslar (-acuka,- patlıcanlı, kırmızı salçalık biberli sos,-ezme, -kroketler).... Ardından pasta, börek, kurabiyeler ve de olmazsa olmaz çay ritüeli...;) ☺ ♥
Kurabiyem de masa konseptine uygun hanihttp://evperisi.blogspot.com/2012/04/linzer-kurabislerimiz.html
... kırmızı-beyaz linzer kurabişlerim
Akabinde unlu yağlı çıtır böreklerimhttp://evperisi.blogspot.com/2012/09/bayramd-okul-telasyd-evi-hale-yola.html
Veee salata olarak ta http://evperisi.blogspot.com/2013/07/semizotlu-makarna-salatas.html semiz otlu makarna salatası tercihim olsun ... ☺ ♥
Afiyet olsun..;)
2014 yılından itibaren; öfkemizi sükut limanına çekelim, kısır düşüncelerimizin girdabından kurtulalım, haset ve ihtirasların fersah fersah uzaklarında yaşayarak; gülün kokusunu imbikten süzüp sevdiklerimize ter olarak verelim...
SEVGİYLE VE DE MUHABBETLE... ☺ ♥
10 Ağustos 2012
Olinda hakkında...;)
Merhaba sevgili dostlar!
Bugün sizleri yeni bir ürünle tanıştırmak istiyorum...
Ürünümüzün markası Olinda tamamen yerli ve topraklarımızdan elde edilen naturel ürünler...
Aromalı zeytinyağları ve sirkeleri; farklı damak çatlatan lezzet arzu edenler için paha biçilmez gerçekten...;)
Üstelik ambalajları çok şık...;)
Nicedir aradığım lezzetleri kendilerinde buldum bu yüzden sürurluyum...;)♥
Daha kapsamlı bilgi için bakınız
Bendeniz kullandım ve çok memnun kaldım emeğinize sağlık sevgili Olinda...;)
12 Aralık 2010
Seçme ve seçilme hakkımızın yıldönümü anısına...;)

ATAMIZA SAYGIYLA...
Kadın şiir gibidir!
Okunmak ister...
Harf harf, kelime kelime, cümle cümle...
Her satırında ayrı bir mana, her satırında ayrı bir gizem...
Kimi zaman duygusal bir kaos,
Kimi zaman yaralarınızı saracak bir merhem,
Kimi zaman hırçın dalgaların müsebbibi...
Anlamak lazım, anlamlandırmak lazım...
İlgiyle, sevgiyle , umutla yaklaşmalı ve illaki bir yerlerden başlamalı...
Nasıl ki şiiri içimize sindirmek ve haz alabilmek için vezin ölçüsünü, kelime manalarını, anafikrini idreak etmeli öyle de kadını anlamak için de onun duygu dünyasına seyehat etmeyi bilmeliyiz. Elbette bu yolculukta molalar ve de meşakkatler olacaktır lakin hedefe varıldığında şiir gibi bir KADIN yaşanacaktır...;)
Şükran Altun Battal...;)
Muhabbetle...
26 Kasım 2010
YAR bende YARA bende...;)

Harelenmiş yürek! Acılara efsunlu bir bakış atmakta… Bu bakışlar sızılardan kaçmakta…
Sevgili Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi; Hep yar dediklerin mi açardı yara? Bendenizde diyorum ki; yoksa sendeki YÜREK mi kara?
Çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına! Deyip başladım kendime, özüme, içime yolculuğa…
Her durakta O çıktı karşıma!
Yollar çetrefilli, meşakkatli ve de engebeli olsa da bir tek O verdi bana hayat ve de güç!
Sağduyu, erdem, vicdanımın yapı taşları onardı yüreğimi, dumura uğramış hücrelerim yenilendi…
Açıldı kapılar ardına denk ve de saçıldı gülücükler sonsuza denk…
Sevdiklerime GÜL veremedim belki lakin gülü gülüverdim sakin…
Anladım ki sadece kabullenmeli İNSAN!
Anladım ki sadece hoş görmeli İNSAN!
Anladım ki sevivermeli İNSAN!
Değiştirmeye çalışmak ya da olana alışmak…;)
Bu gönül fakiri tecrübe etti ve deneyimle di ki ; Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi olması gerekenden daha fazla değiştiremiyorsun…
Peki öyle olsun!!!
Olsun! Gönüller bir olmasa da ŞEN olsun.
Olsun! Doğrular bir olmasa da EĞRİ olmasın.
Olsun! Kardeşlik bir olmasa da DOSTLUK olsun.
Olsun! Renkler bir olmasa da içimiz RENKLİ olsun.
Olsun! Diller bir olmasa da NAMELER bir olsun.
Olsun! Umutlar bir olmasa da YARINLAR bir olsun.
Olsun! Kültürler bir olmasa da HOŞGÖRÜ bir olsun.
Olsun! Yollar bir olmasa da DURAKLAR bir olsun.
Hancı misali kucaklayalım herkesi! Olduğu gibi yalın ve dupduru…
Misafir edelim gönül hanemizde, hoşbeş edelim gönlümüzce…
Harflerde saklı duygular kelimelere hayat versin ve sonunda nizalar sona ersin vesselam.
Şükran Altun Battal.
Muhabbetle…;)
22 Ekim 2010
Ev perisi'de artık SOFRA ailesinde...;)

Bundan yıllar önceydi... Sene 1996 evlendim ve yemek pişirmem sadece; çorba, makarna ve kekten ibaretti...
İşte o yıllarda en büyük yardımcım Sofra dergisi ve birbirinden güzel yemek tarifleriydi...(tabiii yemeklerime gurmelik yapmak zorunda olan eşim ve o yıllardaki komşularım;)
Yıllar geçti birikimlerimiz ve deneyimlerimiz bize yemek sitesi açma cesaretini verdi...
Şimdilerde bişiler yapabiliyorsak temelimiz SOFRA dergisinin sımsıcak tarifleriyle yoğrulmuş sayfalarında atılmıştır.
Teşekkürler SOFRA!
Veee Sofra dergisinin artık bir yemek portalı var.
Ev perisi'de artık sofra ailesinde...;)
Muhabbetle dostlar!;)
12 Ağustos 2010
Hoşgeldin Ramzannnn!
Zaman vermez aman!
Acımaz gözününyaşına bakmadan gider bakakalırsın ardından mahsun bir çocuk misali...
Yaşanmışlıklar yanına kalır kar,
Sen edebini bil ki etme zarar!
Bu Dünya'da bakilik ne arar?
İnsanoğlu bu soruyu kendine hep sorar;)
İşte sevgili dostlar; Geçen lezzetli günlerin elemini; yine geçmiş elemli günlerin lezetine katık edildi ve huzura gelindi...
Okullar kapandı; Erkek kardeş, tatlı telaşı bir ayın sonunda dünya evine sokuldu ardından Akbük Gürçamlarda 15 günlük bir tatil; Burdur'un Bayır kasabasının serin yaylalarında namütenahi emeklerle hazırlanmış bir kuzu çevirme ritüeli, Foça macerası derken döndük evimize erken;) neden? çünki misafirimiz geldi, kimmi? e buda sorulur mu? Şehr-i Ramazan tabiki de...
Hoşgelmiş sefalar getirmiş bakalım bereketiyle bizlere neler getirtmiş;)??
En kısa zamanda getirilen güzellikler itinayla paylaşılacaktır ee nede olsa paylaşma ayı değil mi sevgili dostlar?
Hadi görüşmek üzere...
Muhabbetle...
07 Haziran 2010
Muhabbetle arz olunur:)

Kara bulutlar her daim gelecektir güzellikleri gölgelemeye lakin ne hoştur ki gösterir tüm mehasinleri ve kayraları güneş gibi aşikar! neden mi? çünki herşey zıddıyla güzeldir vesselam...
Kötülük olmasa idi iyiliğin ne kıymeti vardı? çirkinlik olmasa idi güzelliğin önemini nasıl kavrayabilecekti bu insanoğlu? kavradık hemde en alasıyla, sıyrıldık hemde gözyaşıyla, yüzler ağardı hemde sabırla ve sağduyuyla...
Sen kötülük tohumlarını saç saçabildiğin kadar ey israiloğulları ve teşvikçileri; Unutma ki; cürmün kadar yer yakacaksın her daim çünki senin cürmün yaptığın hareketlerden mütevellit zaten küçüldükçe küçülüyor günbegün; Çaresizsin, zavallısın hatta acınacak durumlardasın... Yazık çok yazık! Gücün anca silahsız ve masum insanlara yeter senin! sen kafanı yorma su akar yatağını bulur elbet; o saçtığın tohumlardan zehirlenirsin birgünde anlayamazsın nasıl olduğunu... Anlamak için anlayış gerek, izan gerek eyyyyyy engerek!
İyi yürekli insanlar günbegün çoğalmakta, akmakta sular seller gibi kötülükler üstüne! hadi sen kandi derdine yan ve oylan dur yalan dünyanın geçici hırslarında yuvarlan!
Engin gönüllü yüce insanlarındır zafer bekle ve gör!
Ölenlerimiz şehit, kalanlarımız; daha bir azimli yürüyecek karanlık üstüne ve yanacak ki çıkacak karanlıklar aydınlığa yıldırım hızıyla...
Şehit ailelerimize sabır ve metanet ki onlar en güzelini sergilemekte zaten kalanlarmıza da "yalnız değilsiniz!" mesajıyla desteklerimizi öndermek isterim tüm yüce gönüllü insanlarımız adına...
Elçiye zeval olmaz;)
Muhabbetle...
27 Ağustos 2009
Tatil bitti yazılara devam...;)

Sevgili dostlar tatil bitti aranıza sımsıcak bir hikaye ile giriş yapmak isterim ee tabiki de hayırlı Ramazanlar dileklerimi ileterek her birinize itinayla...
Meksika'da Inka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, bir kaç yerli rehberle yola koyuluyor.
Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar.
Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.
Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyorlar, sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.
Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor,
-hiç anlamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik?
Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki;
-çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzaklarda kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik...
Niye içimizde hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve 'niye' ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar'ın yaşlı torunu.
Çünkü bu aptal hayatın içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz...
Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor.
Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız. Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremizde kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur.
Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına eminim....
İşte bu yüzden içimizde sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz....
Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim.
Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor, işlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!
Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var?
Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş... Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da.
Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda...
CaN DüNdaR
10 Haziran 2009
Kus Nârını Rahatla...

Artık gece olmuştu...
Sisli bulutların ardında düğümlenmiş yüreğiyle geceye nâr'ını haykırıyordu...
Gaflet perdeleri aralansın istiyordu günbegün sanki içinde ki sızı onu harekete geçiren çiğ tanelerinin içindeki masumiyeti perçinliyordu gönlünde...
Yağmur sert gelmişti bu sefer; hırçın, yalın bir o kadar da had bildiren cinsten...
Yağmur taneleri vurdukça cama içindeki gönül bağlaması döküyordu terennümlerini bir bir tıpkı sıtma tutmuş bir ağacın meyvelerini dökmesi gibi; gamlarını, demlerini fem'inden...
Hani demiş ya şair; fem'inin rengi aksetmiş tenine yeni açmış güle benzer diye işte o misal bu fem rengi içbükeylerin dışa vurumundan mütevellit ateş toplarının ten'e bırakmış olduğu derin izler olsa gerek... Saplantılar, sitayişler, takıntılar... ne varsa dökülmeliydi bugün akıp gitmeliydi özünden yağmur eşliğinde...Ve öylede oldu; yağmur aktı, aktıkça rahatladı öz, döndü göze ve baktı Alem'e rikkatle ve de dikkatle..
O sanmalardan zannlar doğdu, zannlar hareket... iz düşümleri yol oldu ruhuna aktı nehirlere, nehirler taştı döküldü ırmaklara... aktıkca ferahlıyor su misali serin su misali derin... Derinlerde bulmuştu kendini, özünü, benliğini... O'da bilirdi ki tene temizlik nasıl su ile yapılıyorsa içe temizlikte aynı mantıkta olmalıydı ve öyle de yaptı...İçsel yolculuğu bittikten sonra yıkadı özünü gözyaşlarıyla tıpkı yağmur gibi tıpkı sel gibi tıpkı okyanuslar gibi yaşları aktı aktı aktı...
Bu akmalar, bakmaları getirdi ardından... Baktıkça öze aktı göze yaşlar en derunundan kifayetle ve de sitayişle... Artık daha iyi hissediyordu kendini; kendini kendiyle oracıkta bıraktı ve aktı gözleri uykunun ölüm sessizliğine... Bir dahaki iç temizliğine dek ferah ve de refah saçarak etrafa...
ŞÜKRAN BATTAL
Muhabbetle dostlar...
Dipnot; yazılarıma ara vermiş olmamdan dolayı sitem dolu sölzer almış bulunmaktan ötürü sizler için yine yeniden paylaştım terennümlerimi;) umarım memnun kalmışsınızdır zira bendeniz mahcup eden yakın alakanızdan ziyadesiyle memnunum;)
24 Mart 2009
PENCERE;)
Çok hoş bir anektotu muhabbetle paylaşmak isterim...
Genc bir cift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine tasinmislar. Sabah kahvalti yaparlarken, komsu da camasirlari asiyormus. Kadin kocasina ' Bak, camasirlari yeterince temiz degil, camasir yikamayi bilmiyor, belki de dogru sabunu kullanmiyor.' demis. Kocasi ona bakmis, hicbir sey soylememis, kahvaltisina devam etmis.
Kadin, komsusunun camasir astigini gordugu her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmis.
Bir ay kadar sonra, bir sabah, komsusunun camasirlarinin tertemiz oldugunu goren kadin cok sasirmis 'Bak' demis kocasina ' Camasir yikamayi ogrendi sonunda, merak ediyorum, kim ogretti acaba ?'
'Ben bu sabah biraz erken kalkip penceremizi sildim' diye cevap vermis kocasi.
Hayatta da boyle degil midir ?
Baskalarini izlerken gorduklerimiz, baktigimiz pencerenin ne kadar temiz olduguna baglidir. Birini elestirmeden ve hemen yargilamadan once zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olani gormeye hazir olup olmadigimizi farketmek guzel bir fikir olabilir ....
Pencerelerimizi temiz tutabilmek dileğiyle.
Genc bir cift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine tasinmislar. Sabah kahvalti yaparlarken, komsu da camasirlari asiyormus. Kadin kocasina ' Bak, camasirlari yeterince temiz degil, camasir yikamayi bilmiyor, belki de dogru sabunu kullanmiyor.' demis. Kocasi ona bakmis, hicbir sey soylememis, kahvaltisina devam etmis.
Kadin, komsusunun camasir astigini gordugu her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmis.
Bir ay kadar sonra, bir sabah, komsusunun camasirlarinin tertemiz oldugunu goren kadin cok sasirmis 'Bak' demis kocasina ' Camasir yikamayi ogrendi sonunda, merak ediyorum, kim ogretti acaba ?'
'Ben bu sabah biraz erken kalkip penceremizi sildim' diye cevap vermis kocasi.
Hayatta da boyle degil midir ?
Baskalarini izlerken gorduklerimiz, baktigimiz pencerenin ne kadar temiz olduguna baglidir. Birini elestirmeden ve hemen yargilamadan once zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olani gormeye hazir olup olmadigimizi farketmek guzel bir fikir olabilir ....
Pencerelerimizi temiz tutabilmek dileğiyle.
18 Mart 2009
İnsansın! farkın olsun;)

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin..
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin.
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım,
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel
17 Şubat 2009
GÖNÜL SIZILARIMDAN...

Çiçeklerde sürgün gözlerim beyhude dolaşırken akşamlarda; gam-kasavet lâl olmuş Tuti-yi mucizelerde...
Sensizliğin maskaralığı sarmışken ruhumu, hasta yataklarda arar oldum benliğimi...
Hasret akşamları kurşunlarken beynimi; dar gelir oldu gönül köşkleri nefessiz kaldım...
Bilir misin nasıl feryat eder bülbüller seher vaktinde? güledir âh-u zâr-ı; dilşâd gönüllerden akan bal misali kekremsi bir o kadarda iz bırakır suretlerde ve dimağlarda amansız vede umarsız...
Sana gelmek, gelip kapında ölmek!
Sana gelirken; gümüş kutularda sakladığım benliğimle, hamasetimle, acizliğimle gelmek...
Gelmek; gelirken gelmeyi düşünmek, ölürken ölmeyi düşünmek, severken sevmeyi düşünmek, yanarken yanmayı düşünmek zil-zurna sarhoş olmak ulviliğinde...
Hayranlığım; mevcudattaki serzenişlerle büyülenirken, sanadır arz-u halim, sanadır büyürken küçülmem, sanadır ecirde fecri görmem...
Görmez olmuşken gözler, duymaz olmuşken özler, söylemez olmuşken femler; hangi yüzler sürsün gül kokuna tenini...
Yakışır mı; yakışmaz tavırlardan beslenen ruhlar misüllü boz bulanık gelmek; gelmek edebinde; edepsizliği giyinmek...
âlem-i şümûl göreneklerde; suya hasret gönüllerde hasreti perçinlemek; yakamozlarda sahte gülüşleri gözlemlemek!
Yakışır mı Ademoğlu!
Toprak ananın evladı!
Hiçler aleminden terfi etmiş aklı selim olması beklenen yaratık!
Gelde şu vaziyetinle sen yakıştır!
Yakışıksıza ne yakışır?
SEN yakışır BEN yakışır...
Gönlümün çimenleri ezilmişken, çiçekleri bir bir koparılmışken, hasret ayyuka çıkmışken sinelerde; sana gelmek, gelip kapında ölmek ne ulvi ERDEM!
Kalender gönüllerin hatırına, yetim başları okşayan eller hatırına, dövene elsiz; sövene dilsiz bedenler hatırına, BEN'likten vazgeçip BİZ olanlar hatırına, âlem-i Cihanda senkronize senfoni olmuş mevcudatın hatırına; katıver bizleri de BİZ lik hamuruna, yoğrulsun usta ellerde hayat bulsun gönüllerde...
O bereketli, şifalı hamurlarla beslensin alem, beslensin de; beslesin tüm yaralı ruhları tıpkı annelerin merhametli göğüslerinden fışkıran ab-ı hayat iksirleri gibi...İksirciye ilham kaynağı olsun emi!
Sensiz saadeti tatmayan ruhlar; tatmış olsun erdem şarabını...
Şükran altun battal.
Muhabbetle CAN lar...
31 Aralık 2008
Yeni yıl;)

Bugün hergün olduğundan daha bir dingin vede herşey zıttı ile güzeldir mülahazasıyla heycanlıydı; gözleri çakmak çakmak, bedeni ve ruhu senkronize dans ediyordu...Güneş bir başka tulu etmişti bugün doğudan...
Yatağından bir hışımla fırladı hemen perdeleri ve camı sonuna kadar açtı; gece boyu inceden yağan kar tüm mevcudatı, evlerin çatılarını, arabaların üzerini, elektirk tellerini , çöp konteynırlarını tüm kirlerinden ve hali hazırdaki yaşanmış şerli olaylardan arındırmanın vermiş olduğu letafetle örtmüştü...
Uzun uzun seyre daldı alemi tane tane yağan kar eşiliğinde...nasılda tane tane vede topaklanmadan yağıyordu; Babaannesinden duymuştu her kar tanesini bir melek itinayla indiririmiş yeryüzüne...daldı gitti yaşanmışlıkların verdiği derslere; çocukluğuna, gençliğine...Ta ki karın parlak beyazı gözlerini kamaştırıncaya denk..
Bugün yapılacak çok işi vardı; hemen zamanda yolculuğuna kısa süreliğinede olsa ara verip bulunduğu an'a döndü; hayal gücü ne hoş bir şeydi insan hayalinde heryeri ziyaret edebiliyor anılarına ücretsiz vede külfetsiz yolculuk yapabiliyordu...
Evet bugünü diğer günlerden özel kılan şey yeni bir yıla yelken açılacak günün arefesiydi; Tüm Dünya'nın umutlarının coşup taşmasına start veren yep yeni 0.km bir yeni yıl daha...
Madem her gelen yeni yıl umut oluyorsa insanoğluna O'da bir katkıcık yapabilmeliydi riskli hayatın balyalarına...
Her yeni yılda öncelikle; sağlık ve esenlik dilenirdi gönülden...ardından nasıl olsa gelirdi; para, şans, mutluluk...
Önce sağlık! Cihan padişahı Kanuni'nin 'Halk içinde muteber bir nesne yok Devlet gibi; olmaya Devlet Cihanda bir nefes sıhhat gibi' söylemini diline pelesenk edip düştü yollara...önce uğradı bir şekerlemeci dükkanına ve aldı rengarenk şekerlemelerden, çikolatalardan...albenilerini dahada arttıracak cicili paketlere sardırarak; sevinçle aldı paketlerini kucağına satıcıya tüm olumlu enerjisiyle sıcacık ve samimi gülücükler emanet bırakarak...emanet zira O'da aldığı bu paha biçilmez ve neşesine, enerjisine katkı sağlayan emaneti saçtı gün içerisinde gelen tüm müşterilerine...eee nede olsa gülmek bulaşıcıydı;)))veee nasılsa ücreti ve külfeti hiç yoktu...lakin kazanımları pek çoktu...işte bu idrakle aldı emaneti bir başka emanetçiden diğer emanetçilere kadife kutularda inci misüllü sunabilmek için...
Elif bir çocuk neşvesiyle; güleryüzünü ve selamını esirgemeden geçip gittiği yolardan vardı bir küçük oyuncakçı dükkanına hızla daldı içeri mutlulukla...hayatında ilklerden birini daha yaşıyordu...bu ilk artık hayatının mütemadiyeni olacaktı bunda kararlıydı. Elleri uzandı saçları örgülü bebeklere, pofuduk ayıcıklara, gıcır demir arabalara...sardırdı 3-5 o gün için ayırdığı yevmiyesinin yettiği kadar, koydurdu cafcaflı paketlere iyi yıllar dileyerek çıktı kapıdan tuttu bir hastahanenin çocuk servisi bölümünün yolunu...
Çok heycanlıydı; servisin kapısına geldiğinde önce diyafram nefesi aldı derinden; saçlarını düzeltti ve girdi içeri ılık bir meltem rüzgarı tadında...
Yavrucaklardan bazıları ilaçların etkisiyle uyudu uyuyacak, bazıları mutsuz ve yalnız olmanın verdiği girdapla yatağa mahkum, bazıları ise diyet akşam yemeklerini bitirmek zorunda olmanın tatsızlığıyla bakakalmışlardı içeri giren bu güleryüzlü, samimi ve enerji dolu ablalarına...Birden filmin karesi olduğu yerde koptu ve az önceki bezgin suratlar birden bire ışıltı ve heycan mimikleriyle bezendi...
Elif her bir yavrucakla yakından ilgilendi, onlara hediyelerini ve şekerlemelerini takdim etti espiriler eşliğinde; çocukların sevincine diyecek yoktu hani kızgın kumlardan serin sulara atlar ya insan sıcak bir yaz gününde aynen öyle;))Yavrucaklardan kimilerinin gözlerinden akan damlacıklar göl, deniz ve okyanus olacak ve bu okyanuslarda nice gemiler yüzdürülecekti...
İçinden sanki golfstrim sıcak su akıntısı geçmiş gibi oldu bu çetin kış gününde...
Artık biliyordu çocuklarla girdiği enerji alışverişi o yılı harika yapacaktı bundan emindi...
Daha önce yaşamadığı kadar hoş bir duygu içinde ayrıldı hastahaneden... ardında bıraktığı gülen gözler, motive olmuş bedenler eşiliğinde...
Umutlara el ayak bir yıl diliyorum...
Şükran Altun Battal.
Muhabbetle...
02 Aralık 2008
Serzeniş...

Saftır duygular, tecavüze uğramaz ise; beyhudedir emekler, alınteri katılmamış ise; pembe afaklarda kaybolmaya mahkumdur sezdirilmezse sezgiler...
Dumanlı karanlıklarda kaybolmaya mahkumdur masum gülüşler, özlü deyişler...
Kendisine karşı olan saygısını yitirmiş ve akabindede kendisiyle işbirliği yapıp tüm insanlığa karşı olan saygısını yitirmiş egoizmi kendisine ilke edinmiş istisnai yüreklere bu dökülüşüm...
Hani vardır ya anlarım anlatamam dili bağlı gönlümün bundan çok bizarım işte bu minval üzere yürüsek eğer diyorum ki yazıcam hep yazıcam...Başka türlüsü müşkül ki ne müşkül, hatta müşkülpesent bir vaziyet...
Ey aklına güvenen yürek! Senin aklın daha sözlerine mukayet olamıyor...Aklı sözlerine mukayete yetmezle mübareze edilmez Lakin edilmeli bu yasaksa eğer delinmeli...
Kafdağının ardında mıdır hamaset nereye kaybolmuştur? Yüce gönüllü mucizelerin cenaze namazı ne zaman kılınmıştır ortada yoklar?
Anneler yavrularını bu minval üzere koklar, neneler ümitlerini çıkınlarında saklar... zaman saklama zamanı değil, insanlığı aklama zamanıdır...
Haydi çıkarın yüreklerinizden sevgileri, sezgileri , vergileri saçın altın misüllü kainata...
Düşsün ıztırarlı yüreklere kar tanesi gibi serin, yağmur damlası gibi saf ve temiz, berrak...
Sorsunlar biz kimiz? nereden geldik nereye gideriz?
Koyulsunlar yola enaniyet perdesini soya soya...
Zorluk yok, şekva yok, edepsizlik yok! Olsun bine kadar yok yok yok...
Varolsun varlığa yakışır hasletler; alayiş vede numayiş ile..
Haykırsın evrene!
Evet işte budur! insanoğlunun nüvesi, özü budur! Aslolan budur!
Başlar yastığa koyulunca, işte bu zafer her yerde duyulunca, güller açsın sinelerde ömür boyunca...
Bir demli çay olsam, gönüllere dalsam yedi düvele nam salsam, nam salsamda orada kalsam, muhabbetle yaraları sarsam ahhhh sarsam;)
Bir yüreğin nesi var binlerce yüreğin sesi var!
Son olarak eklemek isterim James Allen'in bir söz dizesini; Hareket; düşüncenin tomurcuklanması, neşe ve keder onun meyvesidir. Ve insan böyle kendi eseri olan acı tatlı meyvelerle yaşar...
Şükran Altun Battal.
Muhabbetle...
19 Kasım 2008
Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil! (Fuzuli)

Yüreğimi koymuşlar mezarlık başına; ıssız dehlizlerde kürek çekmekte; savruk, ürkek ve kırgın...neden, niçin diye sormadan; fütursuz ve bir başına, yalın...
Salıncakta bırakmış çocukluk sevinçlerini, oyun parklarından almış coşkulu geleceğini...Fırtınalı geleceğe; zehir saçmış güle, heybetsiz gülüşe gidiyor umarsız belkide duyarsız...
Tutarsız davranışlar sergilemekte günlerdir; Annesinden tokat yemiş akabinde yine Onun şevkatli kollarına sığınmış bir yavru misüllü bir yürek!
Sergüzeşt nağmeler; harf olmuş, kelime olmuş, cümle olmuş...
Söz olmuş, şiir olmuş, yazı olmuş, ders vede dert olmuş yüreğine...
Ders olmuş lakin algıları küflenmemiş ,nasır bağlanmamış, taş gibi kaskatı kesilmemiş olana!
İç hanesinden tenine zümrütler saçmış; aklı ve mantığı özüyle izdivaç yapmış olana...
Diyargam bir o kadar da nerdeyse toplumun gidişatından holigan olmaya temayül gösteren bu yürek; zannedermisin ki bu kadar aciz, garip vede mukavemetsiz!
Hayır elbette ki değil!
Bir silkinse bir kendine gelse;durur mu sanırsın önünde ne haybetli dağlar, ne alev topları, hoyrat denizler!
Yıllar törpülemişse gözyaşlarını, almışsa gözünden; alabilirmiydiki özünden vede sözünden?
Elbet birgün sabah olur, gün ağarır, ağarırda doğuruverir tüm mehasinlerini kayralarını...
Doğum sancılıdır, acılıdır, ızdıraplıdır...lakin sancı çekmeden çocuğun kıymeti bilinemiyeceği gibi zahmetsiz rahmet olamıyacağı gibi;ince sızılar çekmeyen gönüldende kainatı ihata edecek kuvvetli serzenişler çıkmaz çıkamaz...
Sitem dolu sitayişler tatlı bir yavrunun minik kalbinden dudaklarına dökülen bir eda ile munis, yumuşak, ballı ve de zülfiyare dokunanından olmalı ki tesir etsin;)
Ey yürek!
Bela mısın yoksa deva mısın ömrüme?
Belanla deva olacaksan hoşgeldin ömrüme...
Şükran Altun Battal.
Muhabbetle...
29 Ekim 2008
15 Ekim 2008
Kış aylarına mukavemetli girebilmenin uzman dilinden püf noktaları ! u
Yaz sıcaklarının yerini serin havaya bıraktığı bugünlerde, soğuk algınlığına karşı çok dikkatli olmak gerekiyor. Diyetisyen Yeşim Çelik; kış hastalıklarından korunmak isteyenlere rezene ya da kekik çayını öneriyor..
Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Diyetisyen Yeşim Çelik, kışın hastalıklardan korunmak için özellikle bol bol sıvı tüketilmesini öneriyor. Sıcak içecekler kadar, su tüketimine de önem verilmesi gerektiğini belirten Çelik, metabolizmanın kışa nasıl hazırlanması gerektiği hakkında önemli bilgiler verdi:
DÜZENLİ SPOR YAPIN
Düzenli spor yapmaya özen gösterin. Spor metabolizmanızı çalıştırmanın yanında, sizi psikolojik olarak rahatlatıp daha rahat diyet yapmanızı sağlar. Özellikle tempolu yürüyüşler, bisiklete binmek ve yüzmek mutluluk hormonu salgısını artırarak; sizi rahatlatır.
KAHVALTISIZ OLMAZ!
Metabolizmanızı iyi çalışır duruma getirmek için güne mutlaka kahvaltı yaparak başlayın. İyi bir kahvaltı ile güne başlamak hem direncinizi koruyacak, hem de diyetin yapılabilirlik oranını artıracaktır.
5 PORSİYON MEYVE
Hastalık riskinin arttığı bu dönemde, soğuk algınlığından korunmak için antioksidan içeriği yüksek olan yeşil yapraklı sebzeleri tüketin. Meyve alımını ise; günlük 4-5 porsiyonda tutun. Portakal, mandalina, nar ve kivi tüketin.
IHLAMUR İÇİN
Sıvı alımınızı artırın. Ekinezya, yeşil çay, kuşburnu, ıhlamur, rezene, anason ve kekik çaylarını soğuk algınlıklarından korunmak için içebilirsiniz.
GÜNDE 2.5 LİTRE SU!
Su vücudumuzdaki bütün metabolik reaksiyonların temel direğidir. Kışın su kaybı daha az olduğu için susama hissi azalır. Ancak su ihtiyacınızı yine de karşılamanız gerekir. Kışın metabolizmanızı çalıştırmak için susamasanız bile, günde 2.5 litre su tüketmeniz gerekir.
UCUZ SEBZE YİYİN
Kışın en ucuz olan sebze ve meyveleri bol bol yiyin. Narenciye yani portakal, mandalina, greyfurt, havuç, kivi, lahanagiller, karnabahar, lahana, brokoli, brüksel lahanası, yeşil yapraklı sebzeler, maydanoz, tere ve ıspanak A ve C vitamininden zengindir. Meyve suları yerine meyveyi direkt tüketmek, C vitamininden daha fazla yararlanmamızı sağlar.
SALATA YEMEK ŞART!
Greyfurt suyunun bazı ilaçlarla beraber alınması ilacın işlevini azaltıp, artırabildiği için özellikle hipertansiyon, diyabet veya depresyon ilaçları kullananlar; bu ilaçları greyfurt suyuyla almamalıdır. Salata ve sebze yemeklerini ana öğünlerinizde mutlaka bulundurmalısınız.
DÜDÜKLÜDE PİŞİRİN
Sebze yemeklerini pişirirken C vitamini kaybını azaltmak için sebzeleri önce yıkayıp sonra büyük parçalar halinde doğramak, haşlama sularını dökmemek, düdüklü tencerede pişirmek ve taze olarak tüketmek gerekir.
LİFLİ GIDA ALIN
Günlerin kısalması ve havaların soğuması ile birlikte, fiziksel aktiviteler azalır. Lifli besinlerin tüketiminin de azalması sonucu kabızlık kendini gösterir. Bu nedenle kış mevsiminin vazgeçilmez yiyeceklerinden kurubaklagillerin, kepekli tahılların, esmer ekmek, bulgur, kepekli makarna, pirinç, erişte, un ve özellikle C vitamininden zengin sebze ve meyvelerin tüketimine ağırlık verilmelidir. Günde 10-14 bardak su içilmesi de kabızlığı önlemeye yardımcı olacaktır.
YAĞI SONRA EKLEYİN
Yemeklerde kullanacağınız sıvı yağın yararlılığı açısından, yağı yemeğe piştikten sonra ilave etmeyi tercih etmelisiniz. Yemekler zaten yağ ile pişirilmektedir. Et, süt, yoğurt, peynir, yumurta ve yağlı tohumların içerisinde de yağ bulunmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; kızartma ve kavurma işlemlerinden kaçınmak, ekmeğe yağ sürmemek ve zeytinyağını bile aşırı miktarlarda kullanmamaktır. Sonuçta; sadece bir gram yağın 9 kilo/kalori enerji içerdiği kesinlikle unutulmamalıdır.
Kış aylarında alerjiden nasıl korunuruz?
Kaloriferlerin yakıldığı, halıların serildiği, battaniyelerin ve yünlü giysilerin çıkarıldığı kış aylarında alerji derdi de başlıyor! Rahat nefes almak, aksırıp tıksırmamak, elinizde mendille dolaşmamak istiyorsanız; kış aylarında çok uzun vakit geçireceğiniz evinizde, basit ama etkili önlemler alarak alerjiden korunabilirsiniz. Medical Park Bahçelievler Hastanesi'nden Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı Dr. Ahmet Selvi; kış aylarında alerjiden korunmanın yollarını anlattı:
HALI YERİNE KİLİM ALIN!
* Halılarınızı yıkanabilir kilimlerle değiştirin. Kilimlerinizi sık sık vakumla temizleyin.
* Yastık kılıfı, çarşaf ve nevresim takımlarınızı haftada en az bir kez değiştirin. Yüksek sıcaklıkta yıkayın ve alerjik olmayan plastik hurçlarda saklayın.
* Nemli ve rutubetli ortamlar, mantarlar ve küfler; alerji ve astımı tetikleyen faktörlerdir.
* Banyo, tuvalet, bodrum katları gibi ortamlar; mantar ve küflerle yoğun bir şekilde kirlenir. Yeterince temizlenmeyen ve bakımı yapılmayan nemlendirme ve soğutma sistemlerinde çok kolay ürerler.
* Banyo ve tuvalet gibi ortamlarda halı ve tüylü parçalar kullanmaktan mutlaka kaçının. Nemli, rutubetli ve kötü kokan halılardan kurtulun.
MUSLUKLARI TAMİR EDİN
* Banyo ve tuvaletlerde köşeleri ve lavabo altlarını çamaşır suyu ile temizleyin. Sızıntı yapan, yüzeyin sürekli ıslak ve nemli olmasına neden olan çamaşır makinesi, lavabo, su boruları ve muslukları onarın. Havayı temizlemesi için klima da kullanabilirsiniz.
* Evde beslenen hayvanlar da önemli bir alerji nedenidir. Hayvanların tüyleri, dışkı, idrar ve salyaları ile beslenmelerinde kullanılan mamalar; alerjiye neden olabilir. Ev hayvanlarınızı yatak odanızdan ve alerjik kişilerin uzun süre vakit geçirdikleri yerlerden mutlaka uzak tutun.
Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Diyetisyen Yeşim Çelik, kışın hastalıklardan korunmak için özellikle bol bol sıvı tüketilmesini öneriyor. Sıcak içecekler kadar, su tüketimine de önem verilmesi gerektiğini belirten Çelik, metabolizmanın kışa nasıl hazırlanması gerektiği hakkında önemli bilgiler verdi:
DÜZENLİ SPOR YAPIN
Düzenli spor yapmaya özen gösterin. Spor metabolizmanızı çalıştırmanın yanında, sizi psikolojik olarak rahatlatıp daha rahat diyet yapmanızı sağlar. Özellikle tempolu yürüyüşler, bisiklete binmek ve yüzmek mutluluk hormonu salgısını artırarak; sizi rahatlatır.
KAHVALTISIZ OLMAZ!
Metabolizmanızı iyi çalışır duruma getirmek için güne mutlaka kahvaltı yaparak başlayın. İyi bir kahvaltı ile güne başlamak hem direncinizi koruyacak, hem de diyetin yapılabilirlik oranını artıracaktır.
5 PORSİYON MEYVE
Hastalık riskinin arttığı bu dönemde, soğuk algınlığından korunmak için antioksidan içeriği yüksek olan yeşil yapraklı sebzeleri tüketin. Meyve alımını ise; günlük 4-5 porsiyonda tutun. Portakal, mandalina, nar ve kivi tüketin.
IHLAMUR İÇİN
Sıvı alımınızı artırın. Ekinezya, yeşil çay, kuşburnu, ıhlamur, rezene, anason ve kekik çaylarını soğuk algınlıklarından korunmak için içebilirsiniz.
GÜNDE 2.5 LİTRE SU!
Su vücudumuzdaki bütün metabolik reaksiyonların temel direğidir. Kışın su kaybı daha az olduğu için susama hissi azalır. Ancak su ihtiyacınızı yine de karşılamanız gerekir. Kışın metabolizmanızı çalıştırmak için susamasanız bile, günde 2.5 litre su tüketmeniz gerekir.
UCUZ SEBZE YİYİN
Kışın en ucuz olan sebze ve meyveleri bol bol yiyin. Narenciye yani portakal, mandalina, greyfurt, havuç, kivi, lahanagiller, karnabahar, lahana, brokoli, brüksel lahanası, yeşil yapraklı sebzeler, maydanoz, tere ve ıspanak A ve C vitamininden zengindir. Meyve suları yerine meyveyi direkt tüketmek, C vitamininden daha fazla yararlanmamızı sağlar.
SALATA YEMEK ŞART!
Greyfurt suyunun bazı ilaçlarla beraber alınması ilacın işlevini azaltıp, artırabildiği için özellikle hipertansiyon, diyabet veya depresyon ilaçları kullananlar; bu ilaçları greyfurt suyuyla almamalıdır. Salata ve sebze yemeklerini ana öğünlerinizde mutlaka bulundurmalısınız.
DÜDÜKLÜDE PİŞİRİN
Sebze yemeklerini pişirirken C vitamini kaybını azaltmak için sebzeleri önce yıkayıp sonra büyük parçalar halinde doğramak, haşlama sularını dökmemek, düdüklü tencerede pişirmek ve taze olarak tüketmek gerekir.
LİFLİ GIDA ALIN
Günlerin kısalması ve havaların soğuması ile birlikte, fiziksel aktiviteler azalır. Lifli besinlerin tüketiminin de azalması sonucu kabızlık kendini gösterir. Bu nedenle kış mevsiminin vazgeçilmez yiyeceklerinden kurubaklagillerin, kepekli tahılların, esmer ekmek, bulgur, kepekli makarna, pirinç, erişte, un ve özellikle C vitamininden zengin sebze ve meyvelerin tüketimine ağırlık verilmelidir. Günde 10-14 bardak su içilmesi de kabızlığı önlemeye yardımcı olacaktır.
YAĞI SONRA EKLEYİN
Yemeklerde kullanacağınız sıvı yağın yararlılığı açısından, yağı yemeğe piştikten sonra ilave etmeyi tercih etmelisiniz. Yemekler zaten yağ ile pişirilmektedir. Et, süt, yoğurt, peynir, yumurta ve yağlı tohumların içerisinde de yağ bulunmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; kızartma ve kavurma işlemlerinden kaçınmak, ekmeğe yağ sürmemek ve zeytinyağını bile aşırı miktarlarda kullanmamaktır. Sonuçta; sadece bir gram yağın 9 kilo/kalori enerji içerdiği kesinlikle unutulmamalıdır.
Kış aylarında alerjiden nasıl korunuruz?
Kaloriferlerin yakıldığı, halıların serildiği, battaniyelerin ve yünlü giysilerin çıkarıldığı kış aylarında alerji derdi de başlıyor! Rahat nefes almak, aksırıp tıksırmamak, elinizde mendille dolaşmamak istiyorsanız; kış aylarında çok uzun vakit geçireceğiniz evinizde, basit ama etkili önlemler alarak alerjiden korunabilirsiniz. Medical Park Bahçelievler Hastanesi'nden Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı Dr. Ahmet Selvi; kış aylarında alerjiden korunmanın yollarını anlattı:
HALI YERİNE KİLİM ALIN!
* Halılarınızı yıkanabilir kilimlerle değiştirin. Kilimlerinizi sık sık vakumla temizleyin.
* Yastık kılıfı, çarşaf ve nevresim takımlarınızı haftada en az bir kez değiştirin. Yüksek sıcaklıkta yıkayın ve alerjik olmayan plastik hurçlarda saklayın.
* Nemli ve rutubetli ortamlar, mantarlar ve küfler; alerji ve astımı tetikleyen faktörlerdir.
* Banyo, tuvalet, bodrum katları gibi ortamlar; mantar ve küflerle yoğun bir şekilde kirlenir. Yeterince temizlenmeyen ve bakımı yapılmayan nemlendirme ve soğutma sistemlerinde çok kolay ürerler.
* Banyo ve tuvalet gibi ortamlarda halı ve tüylü parçalar kullanmaktan mutlaka kaçının. Nemli, rutubetli ve kötü kokan halılardan kurtulun.
MUSLUKLARI TAMİR EDİN
* Banyo ve tuvaletlerde köşeleri ve lavabo altlarını çamaşır suyu ile temizleyin. Sızıntı yapan, yüzeyin sürekli ıslak ve nemli olmasına neden olan çamaşır makinesi, lavabo, su boruları ve muslukları onarın. Havayı temizlemesi için klima da kullanabilirsiniz.
* Evde beslenen hayvanlar da önemli bir alerji nedenidir. Hayvanların tüyleri, dışkı, idrar ve salyaları ile beslenmelerinde kullanılan mamalar; alerjiye neden olabilir. Ev hayvanlarınızı yatak odanızdan ve alerjik kişilerin uzun süre vakit geçirdikleri yerlerden mutlaka uzak tutun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






.jpg)



