Bu nedenle fotoğraflar için özür diliyorum arkadaşlar çok net değiller...
Beyenilerinize sunmak istedim, takdir sizin...
Zincir, konik ve kum boncuklardan derlenerek hazırlanmış bir tasarım...
malzemeler;-2,5 su bardağı aşurelik buğday
-1 su bardağı nohut
-1 su bardağı fasulye
-1 su bardağı doğranmış kayısı
-1 su bardağı üzüm
-1 su bardağı doğranmış incir
-1 su bardağı ceviz
-5 su bardağı şeker
-1 adet elma, karanfil
-1 su bardağı süt
-2 tatlı kaşığı nişasta
-portakal kabuğu rendesi
Üzeri için; ceviz, susam, hindistan cevizi, tarçın harmonisi...
Hazırlanışı;Hazırlanış kendi tarzımda anlatılmıştır duyrulur...
Aşurelik buğdayımızı 8lt'lik tenceremizde; akaşamdan bir taşım kaynatalım, fasulye ve nohutumuzuda akşamdan ıslatalım...
Sabah; buğdayımız kaldığı yeden kaynamaya devam ede dursun biz bir yandan nohut ve fasulyemizi düdüklüde 15 dak. pişirelim sonrasında kaynayan buğdayımıza ilave edelim biraz daha özleştirelim. Özleşen harcımıza ; kayısı ve portakal kabuğu rendesi, bir adet soyulmuş ve karanfil batırılmış elma (elmayı daha sonra içinden alıcağız) ilave edip tekrar kaynatalım, şekeri de ilave ettikten sonra; üzümleri dökelim en son olarakta; nişasta ile karıştırdığımız sütümüzü kıvam vermesi amacıyla aşuremize ilave edelim; biraz daha kaynatıp, vanilya ilave edebilir ve kapatabilirsiniz. İncirlerimizi kapattıktan sonra ilave edelim ki; aşuremiz kararmasın...
Not; arkadaşlar ben cevizi aşuremi karartır gerekçesiyle üzerinde bolca kullanmayı tercih ettim.
Bilgi dağarcığınıza itafen Aşure ayı hakkında birkaç bilgi...
Aşure sözcüğü Arapça'da 10 sayısı anlamına geliyormuş. İnanışa göre büyük tufanda Nuh Peygamber ve yanındakiler gemiden 10 Muharrem'de çıkmışlar.Karınlarını doyurmak için de gemide arta kalan malzemelerle bir yemek pişirmişler. Ve doğal olarak tatlıyla tuzlu karışmış yemekte ama lezzetli bir şey çıkmış ortaya. Urfa'da ateşe atılmak istenen Hz. İbrahim Muharrem ayının 10'uncu günü kurtulmuş ateşten... Yakup Peygamber, oğlu Yusuf'a Muharrem ayının 10'uncu günü kavuşmuş; Tanrı, Hz. Musa'yı bu günde kurtarıp firavunu boğdurmuş. Asırlar sonra, yine Muharrem ayının 10'uncu gününde Hz. Muhammed'in torunu, dördüncü Halife Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin de, Kerbela'da pınar başında su içerken şehit edilmiş. İlhan Eksen ilginç bir saptama yapmış ve Yahudiler'in de ay takvimlerinde birinci ay "Tışri" imiş ve onlar da bu ayın 10'uncu günü oruç tutup "Yom Kipur" (Kefaret Günü) bayramını kutluyorlarmış. Ermeniler aşureyi Noel'de pişirirken, Rumlar cenazede pişiriyorlarmış...
Eski İstanbul evlerinde en az yedi cins erzakla pişermiş aşure... Kerbela olayını anmak isteyenler ise hem oruç tutar hem de malzeme sayısının "12 İmam"a atfen, 12 olmasına dikkat ederlermiş. Bazıları ise 40 çeşit malzeme koyuyormuş aşureye... 40'ı tamamlayamayanlar için şöyle bir kolaylık sağlanmış: "Kırkı tamamlayamayan bir kaşık bal koysun. Nasıl olsa arılar kırk tür çiçeğin nektarını almıştır."
Sizler de sevdiklerinize sevgi çöreklerimizden ikram etmek istemez misiniz?
E ne duruyorsunuz o zaman haydi mutfağa...
Kolay gelsin ve de afiyet olsun...
MALZEMELER;-1 su bardağı şeker
-1 su bardağı yoğurt
-1 su bardağı sıvı yağ
-3 adet yumurta
-vanilya ve kabartma tozu
-Arası için kakao
-3 su bardağı kadar un(bu miktar unun cinsine göre değişiyor, siz yine de göz kararı yapın arkadaşlar)
SOU İÇİN; Yarım limon suyu
-Alabildiğine pudra şekeri
Klasik kek tarifi arkadaşlar; yumurta ve şeker çırpılır (bildiğiniz gibi; yumurta ve yoğurt oda ısısında olmalı ki; kekimiz istenilen kabarma seviyesine gelebilsin...) yoğurt ve yağ ilave edilir tekrar çırpılır, unu da yavaş yavaş ilave edip kabartma tozu ve vanilyayı da koyduk mu işlem tamamdır arkadaşlar...
Yağlanmış olan kalıbımıza hamurun bir kısmını dökelim; arasına kakao serpelim ve diğer yarısını ilave ederek fırına yolcu ediverelim...
Fırından çıkan ve ılık kıvama gelen kekimizin üzerine hazırlamış olduğumuz sosu bir güzel döküverelim...
Dipnot; sosu, koyuca olmalı ve kek ılkken dökülmeli ki; üzerinde buzumsu bir görüntü oluşsun.( benimkisi koyu olmadı arkadaşlar belirteyim istedim)
Hadi buyurun hepbirlikte afiyet olsun...
Selam dostlar; ben geldim!(20 gün dedik 10 günde döndük.)
Bir bayram daha selametle bitti...
Geride hüznünü bırakarak...
Sizlere de bahsettiğim gibi sevgili dostlar; bayram dolayısıyla eskilerin tabiriyle; sılay-ı rahim yapalım dedik arabayla düştük yollara; biraz ben biraz eşim derken; öncelikle İzmir'e kayınvalidemlere, ordan da Kütahya'ya annemlere geçtik; sevdiklerimizle bolca hasret giderdik...
Eller öpüldü, kurbanlar kesildi, kabir ziyaretleri yapıldı, çocuklar bol bol bayram harçlığı topladı...
Nedense bayramlarda hüzün ve sevinç birarada yaşanıyor; sevdiklerimizden kaybettiklerimizin verdiği hüzün; bayramın; geride kalan sevdiklerimizle buluşturmasının verdiği sevinç...
keder de sevinç de biz insanlar için...
Hayat gerçekten de çok garip; gülerken ağlayabiliyor, ağlarken gülebiliyoruz...
Yalan olur bir gün yalan yaşadığın aşkın sevdan;
Yaradandır baki kalan hayat ne garip, hayat çok garip!
Sevgili eltim Ayşe; bayramlık kendisi için; pul ve boncuklarla çanta hazırlamış; paylaşayım dedim;
E bayram bu tatlısız olmaz di mi?
Mevsimi geçmek üzere olsa da; daha önce yapmış olduğum, ayva tatlısını bayram tatlısı niyetine yayınlayayım istedim; ağzımız tatlansın, sizler de yaparsınız birlikte yeriz...
TARİF(5 kişilik);
-5 adet ayva
-6 çay bardağı toz şeker
-1 su bardağı krem şanti
-Arzuya göre, süslemek için;2 tatlı kaşığı tarçın ve ceviz
Hazırlanışı; Ayvaları soyun, ikiye bölüp ortasını oyma bıçağı yardımıyla çıkarın(bu işlemi yaparken ayvaların kararmaması için limonla ovun) ayvaları geniş bir tencereye dizin, üzerlerine şeker serpin, ayva çekirdeklerini ve 1-2 tane karanfili içine atın ki renk ve aroma versin di mi ama? ayvaları yumuşayıncaya kadar pişirin ve soğumaya bırakın; krem şantiyi tarçınla karıştırın, ayvaların içini şanti ile doldurup, üzerlerine ceviz serpip servis yapın...(Laf aramızda ben şanti yerine dondurma kullandım!)
Afiyet olsun...
SEVGİLİ DOSTLARIM;
Her birinizin tek tek bayramını en içten dileklerimle kutluyor, sevdiklerinizle nice mutlu ve huzurlu bayramlar geçirmenizi diliyorum...
Bayram vesilesi ile tüm Dünyada' ki zulme uğrayan insanları da unutmayalım!(en azından dualarımızla destek olmaya çalışalım) Sevgili Semanur; Abant kış resimleri yayınlayınca bende yaz versiyonunu yayınlayayım dedim! yazın ziyaret etmek isteyenlerin iştahını bir nebze olsun kabartayım istedim!
Yine geçtiğimiz Temmuz ayı, Batı Karadeniz gezimizden bir kuple...
Buda bizim yerli Köroğlu...
"Yürü bre Bolu beyi bu cenk amansız olacak!"(Cüneyt Arkın ve Fatma girik'in başrollerini paylaştıkları Köroğlu filminden bir replik!) Bolu beyini göremedik ama?
"Hayat yaşla değil; yaşamakta anlaşılır."ANDRE GYDE!
Bakmaktansa görmek ne erdemdir!Hayatın kendisini yaşamak dileğiyle...
"Bir çoban gezmeyi sevebilir, ama koyunlarını asla unutmaz."SİMYACI!
1-Normal bir günde nasıl kahvaltı yaparım?
—Kahvaltı benim için çok önemsediğim bir öğün olmasından dolayı; özenli yapmaya gayret gösteririm!
2-Hafta sonu nasıl kahvaltı yaparım?
—Hafta sonu kahvaltılarımız biraz daha özenle hazırlanır; sofra; kek, börek ve de değişik yapılmış(yumurta salatası, közlenmiş kırmızıbiber, patlıcan vb.) yiyeceklerle süslenir.
3-Belirli aile gelenekleri veya inanışları ile büyüdün mü?
—Aile bireylerinin eksiksiz sofrada bulunması yeterlidir.
4-Beslenme çantanı düşündüğünde neler hatırlıyorsun?
—Annemin yaptığı; nefis çikolatalı kurabiyeleri ve canım reçelli berlinerleri…
5-Benim için lüks kahvaltı nedir?
—Sevdiklerimizle birarda olduğumuz kahvaltı sofraları hep gözüme lüks gözükmüştür. Malum gurbette ve sevdiklerimizden ayrıyız…
6-Nerede, nasıl kahvaltı etmek isterdim?
—Doğal ortamlar tercihimdir; şırıl şırıl akan bir dere, yemyeşil bir alan, masmavi ve alabildiğine özgür bir gökyüzü…
7-Hayatımda hatırladığım özel bir kahvaltı var mı? Onu özel kılan nedir?
—Özel olan güzeldir! Özeli güzel yapanda öncelikle ortamda bulunan insanlardır!
Bizler için özel günler; bayramlardır! Babam rahmetli olmadan önceki bayram kahvaltıları muhayyilemden hiç çıkmayacak derecede özeldi.
8-Kahvaltı masasında eksik olmasını istemediğiniz başka bir şey var mı?
—Benim için olmazsa olmaz tek bir eksik vardır; oda çaydır.
9-Kahvaltı konusunda söyleyeceğim, ekleyeceğim bir şey var mı?
—Kahvaltının çok önemli bir öğün olduğunu savunanlardanım; büyük, küçük herkesin bu özel ve güzel öğüne mümkünse ailece vakit ayırmasını diliyorum…
Güne daha enerjik ve mutlu başlamak adına…
10-Kahvaltıya önereceğim bir tarif var mı?
—Olmaz mı? Benim sıkça yaptığım pratik bir puf böreği tarifim;
MALZEMELER;-1 bardak yoğurt
—1 adet yumurta
—kabarma tozu
—alabildiğine un (kulak memesi kıvamı)
—tuz(damak tadınıza göre)
TARİF; malzemeleri bir güzel yoğurun ve hamuru dinlendirin. Dinlenmiş ve kendine gelmiş olan hamurumuzu açıp, keselim ve kızgın yağda kızartalım.
AFİYET OLSUN!
Son olarak altın öğün kahvaltı için minik uzman bilgileri;
-Kahvaltı; demir, fosfor, kalsiyum ve protein açısından gerçek bir kaynak olup uyanır uyanmaz gereksinim duyulan tüm besinleri karşılayıp, büyük işler başarmak için vücudu hazır hale getirir. sanılanın aksine, kahvaltı yapmamak kilo almaya neden olur. kahvaltı yapılmadığında metabolizma yavaşlar, vücut koruma sistemini devreye sokarak yağ depolamaya başlar.
-En iyi kaynağın buğday olduğu B1 vitamini; besinlerden alınan karbonhidratı enerjiye dönüştürür. Buda depresyon ve zihinsel yorgunluğu engeller.
- Kahvaltı etmemek, sürekli yorguluk hissine, strese ve konsanrasyon güçlüğüne neden oluyor.
İşte bunlardan ilki;
yılan kolye; misinaya; boru ve kum boncuklar, döne döne dizayn ediliyor!
Biraz daha açacak olursak; 0,20 mm'lik misinanın önce ucu yakılarak düğüm haline getirilir. sonra; bir kum, bir boru boncuk(her ikisinden de üçer tane olucak şekilde) üçgen oluşturulur ve bu üçgenin üzerine dönerek; bir kum bir boru şeklinde devam edilir!
Önden ve arkadan görünüşleri...
MALZEMELER;*2 adet yumurta.
*1 su bardağı pudra şekeri.
*yarım paket margarin.
*yarım su bardağı irmik.
*2 su bardağı un.
*vanilya, kabatma tozu.
ŞERBETİ İÇİN; *3 su bardağı su.
*3 su bardağı şeker.
*yarım limon suyu.
HAZIRLANIŞI; yumurta, pudra şekeri, margarin bir güzel yoğrulur. Diğer malzemeler naif bir şekilde karışıma ilave edilir. Sonrasında şekil verilen ve üzerine yumurta sarısı sürülen parelerimiz tepsiye dizilir (findukları unutmayalım!) ve fırına gönderilir! fırından çıkan canım şekerpareler şerbetle buluşturulur!(şerbet malumunuz; şeker ve su kaynatılır, indirmeye yakın limon suyu ilave edilir ve tabiki de soğutulur.)
Tarif garantidir! sevenlere sevgiyle tavsiye edilir!
AFİYET OLSUN...
Arkadaşlar aceleden ters takmışım kusura bakmayın! konik (açık renk olanlar) boncuklu taraf üste gelecek!(ilerleyen günlerde bi resim daha çeksem fena olmıyacak sanırım! baksanıza bide alttan zincir çıkmış!)
Ne demişler; acele işe şeytan karışır! e karıştı işte! siz siz olun arkadaşlar; hiçbir işinizi aceleye getirmeyin! geç olsun, güç olmasın.
Ben yinede sizlerin derin hoşgörünüze sığınarak yayınlıyorum...
Bugüne kadar uğraştığım el sanatlarının en zevklisi diyebilirim! boyaların, kitre üzerindeki büyüleyici raksı...
Arkadaşlar tekne başında tam konsantre vaziyetinde! bendenizin objektiflerine yakalandılar!
TAM BİR TERAPİ SEANSI!( ortamdan tamamen kopuyor, renklerin ruha verdiği coşkunlukla; coştukça coşuyorsunuz!)
EBRU NEDİR?Kâğıt süsleme sanatlarının en önemlilerinden biri... Bütün Osmanlı sanatlarında olduğu gibi usta-çırak usulü ile öğrenilen ve sanatçının iradesi dışında birçok değişkenden etkilenen bir sanattır.
Ebru; renklerin suyla dansının yarattığı bir ahenktir aslında. Bazı kaynaklar ebrunun, yüz suyu anlamına gelen "ab-ı ru" sözcüğünden, bazı kaynaklar ise Orta Asya dillerinden Çağatayca'da hareli görünüm, damarlı kumaş ya da kağıt anlamına gelen "ebre"den geldiğini söylese de en yaygın kanı, kelimenin kökeninin Farsça; bulutumsu, bulut gibi anlamına gelen "ebri" den gelmekte olduğudur. Her ne şekilde isimlendirilse isimlendirilsin insanlara da isim olan ebru, gizemli bir ahenk taşıyor.Zorlu ve emek isteyen bir sanat olan ebru, geri dönüşü olmayan, tekrarı olmayan, çok değişkenli bir sanattır.
Birçok eski eserde süsleme amacıyla kullanılan ebru, geleneksel el sanatlarımızdan olmasına rağmen yakın zamana kadar unutulma tehlikesi ile karşı karşıyaydı. Dünya çapında çeşitli milletler tarafından sahiplenmeye başlanmış, bazı ülkelerde ebru yapımı sırasında kullanılan malzemeleri üreten firmalar boy göstermişti.
Ebru sanatında son devrin piri merhum Mustafa Düzgünman gerek yetiştirdiği öğrencilerle gerek bu sanata kazandırdığı anlayışla manevi hazinelerimizden birinin payidar kalmasında büyük rol oynamıştır.
Aslen; kitre; hayvan ödünden hazırlanarak yapılmaktaymış. Biz şimdilik hazır kitreyle çalışıyoruz. Fırçalarımız, gül dalından ve at kılından kendi imalatımız.
Ebru sanatının özelliği arkadaşlar! tüm malzemelerin, doğal olması; toprak boyalar, hayvan ödü, at kılından ve gül dalından mütevellit fırçalar! sizin anlıyacağınız tamamen natürel...
İlerleyen günlerde; malzemelerimizi kendimiz hazırlıyacakmışız (boya ,kitre ve fırçalar...) sabırsızlıkla bekliyorum!
İlk resmimiz; tekneye konulan kitre ve su karışımı ile hazırlanmış yoğun sıvımız üzerine boyalarımızı attık ve üzerinde tabiri caizse ahenkle dansettik! takdirlerinize arz olunur...
Üzerine A3 kağıdı yerleştirdik ( bu kısımda çok önemli; kağıt büyük bir titizlilikle usul usul yerleştirilmeli, hava kabarcığı kalmamalı!)
Veeeeeeeeeeee tatatataaaaaaaaaaaaaam! işte sonuç! nasıl ama arkadaşlar? hoş değil mi?
Aynı teknikle ikinci çalışmamız;
Bir diğer çalışmamızda; ipek kumaş üzerine; attığımız ebru desenine ilave minyatür çalışması!
Ve işte arkadaşlar bu tarz çalışmaların bitmiş halleri;
İlgilenenlere sevgiyle ve de muhabbetle tavsiye olunur...
yeni yaş alım günününüz (yaş alım günü dedim, yaşlanma günü demedim ona göre...) hayırlı, uğurlu olsun! Sevdiklerinizle birlikte nice latif günler diliyoruz!
ŞÜKRAN/AYHAN/AYDIN BATURALP BATTAL