14 Şubat 2006

SEVGİ VE HOŞGÖRÜ GÜNÜ...

Bugün sizlere; sevgi ve hoşgörü pastamla merhaba demek istiyorum...


Sevgi...
Üzerine sayfalarca yazı yazılabilecek bir kavram...
Nedir sevgi? Bu minval üzere okuduğum bir kitaptan aldığım notlar ışığın da biraz irdeleyelim ne dersiniz?
Sevgi her zaman kolların açık duruşudur. Sevgi için kollarınızı kaparsanız, kendiniz dışında tutacak hiçbirşeyin kalmadığını görürsünüz...
Sevgi bir ayna gibidir. Bir kişiyi sevdiğinizde o kişi sizin aynanız, sizde onun aynası olursunuz; bu aynalar bir diğerinizin sevgisini yansıtırken, sizlerde sonsuzluğu görürsünüz.
Gerçek sevgi her zaman yaratır. Hiçbirzaman yıkıma uğratmaz. Bu ifadede insanoğlunun tek vaadi bulunur.
Kişi sahip olmadığı şeyi veremez. Sevgiyi vermek için sevgiye malik olmalısınız.
Kişi anlamadığı şeyi öğretemez. Sevgiyi öğretmeniz için sevgiyi analmış olmanız gerekir.
Kişi incelemediği şeyi bilmez. Sevgiyi incelemeniz için sevginin içinde yaşamış olmanız gerekir
Kişi tanımadığı şeyi değerlendiremez. Sevgiyi tanımanız için sevgiyi alımkar olmalısınız.
Kişi güvenmeyi istediği şeyden kuşkulanmaz. Sevgiye güvenmek için sevgiye inanmış olmanız gerekir.
Aslında arkadaşlar; ben bu tarz günlere karşı olanlardanım. Niye derseniz? insanların sevgilerini göstermelerini bir güne sığdırmak istemelerini algılayabimiş değilim...
Sevgi içten gelen bir duyguysa eğer; içimizden geldiği her an samimi ve fütursuzca gösterebilmeliyiz...
Böylesi günlerin ticaret koktuğunu düşünenlerdenim; insanları nasıl daha fazla tüketim canavarı haline getirebilirizler için bir çabadır diye düşünüyorum.
Sadede gelirsek eğer; madem bu günler var; ben de kendi çapımda bu günü; şu günlerde fazlasıyla ihtiyacımız olduğunu düşümdüğümden; sevgiyi hoşgörüyle pekiştirmek isterim ve derim ki; sevgi ve hoşgörü günü...
Neler yapabiliriz?
Kimsenin birbirine tahammülü kalmadığını göz önünde bulundurursak eğer; yukarıda kitaptan almış olduğum düsturları benimseyerek daha tahammüllü, verimkar, samimi ve güleryüzlü olmaya tüm insanlığı davet ediyorum...
Eşref-i mahluk(yaratılmışların en şereflisi) olduğuna inandığımız insana yakışır biçimde...
Acaba Çok mu zordur ki çokları sevgiyi vermekten kaçınır; maddi külfeti hiç yok lakin manevi değerine paha biçilmez...
Dostlarım belki çok klasik olucak ama; İksirli bir pasta olsa ve bunu tüm dünya daki sevgi ve hoşgörü fakirlerine ikram etsem (inşallah dua hükmüne geçer) etsem de...
Sevgiyle ve de muhabbetle...

Tadımız kaçmasın dileklerimle...
Sevgili dostlarım istek üzerine kısaca pastamın tarifini dipnot olarak geçeyim...
Pandispanyası için; -4 adet yumurta
-1 bardak şeker
-1 bardaktan biraz fazla un(kıvamı ununa göre değişiyor, siz boza kıvamını tutturmaya çalışın)
-vanilya, kabartma tozu
İç kreması;-1 lt süt
-5 yemek kaşığı tepeleme un
-1su bardağı şeker
-1 kaşık margarin
-vanilya
Üstü için; kremşanti ve dondurulmuş franboaz...
Pandispanyanın hazırlanışı; yumurta ve şeker köpük köpük olana kadar çırpılır, içine yavaş yavaş un ilave edilir, vanilyayı ve kabartma tozunu en son ilave edip fazla karıştırmadan önceden yağlanmış olan , cam kapaklı teflon tavamıza döküp ocakta altı kısık biçimde pişirelim.
İç kremasının hazırlanışı; süt ve un kıvam alıncaya kadar pişirilir sonrasında şeker ve vanilya ilave edilir, 1 kaşık margarini de ekleyip ocaktan alalım ve mikserle yüksek ayarda çırpalım( arzuya göre, çırpma esnasında yumurta da ilave edebilirsiniz...)
Süsleme; pandispanyamızı ortadan ikiye keselim, iç kremamızı dökelim( ben iç kremasından biraz da üstüne kullandım), meyvelerimizi yerleştirelim, diğer yarısını üzerine kapatıp, üzerinide gönlümüzce süsleyeli...
Hepinize afiyet olsun...

10 Şubat 2006

AŞURE AYI GELMİŞTİR DUYRULUUUUUUR...

İşte Sevgili arkadaşlarım; sizler için Ayşe Tüter'den neffiss bir Aşure tarifi...



malzemeler;-2,5 su bardağı aşurelik buğday

-1 su bardağı nohut

-1 su bardağı fasulye

-1 su bardağı doğranmış kayısı

-1 su bardağı üzüm

-1 su bardağı doğranmış incir

-1 su bardağı ceviz

-5 su bardağı şeker

-1 adet elma, karanfil

-1 su bardağı süt

-2 tatlı kaşığı nişasta

-portakal kabuğu rendesi

Üzeri için; ceviz, susam, hindistan cevizi, tarçın harmonisi...

Hazırlanışı;Hazırlanış kendi tarzımda anlatılmıştır duyrulur...

Aşurelik buğdayımızı 8lt'lik tenceremizde; akaşamdan bir taşım kaynatalım, fasulye ve nohutumuzuda akşamdan ıslatalım...

Sabah; buğdayımız kaldığı yeden kaynamaya devam ede dursun biz bir yandan nohut ve fasulyemizi düdüklüde 15 dak. pişirelim sonrasında kaynayan buğdayımıza ilave edelim biraz daha özleştirelim. Özleşen harcımıza ; kayısı ve portakal kabuğu rendesi, bir adet soyulmuş ve karanfil batırılmış elma (elmayı daha sonra içinden alıcağız) ilave edip tekrar kaynatalım, şekeri de ilave ettikten sonra; üzümleri dökelim en son olarakta; nişasta ile karıştırdığımız sütümüzü kıvam vermesi amacıyla aşuremize ilave edelim; biraz daha kaynatıp, vanilya ilave edebilir ve kapatabilirsiniz. İncirlerimizi kapattıktan sonra ilave edelim ki; aşuremiz kararmasın...

Not; arkadaşlar ben cevizi aşuremi karartır gerekçesiyle üzerinde bolca kullanmayı tercih ettim.

Bilgi dağarcığınıza itafen Aşure ayı hakkında birkaç bilgi...

Aşure sözcüğü Arapça'da 10 sayısı anlamına geliyormuş. İnanışa göre büyük tufanda Nuh Peygamber ve yanındakiler gemiden 10 Muharrem'de çıkmışlar.Karınlarını doyurmak için de gemide arta kalan malzemelerle bir yemek pişirmişler. Ve doğal olarak tatlıyla tuzlu karışmış yemekte ama lezzetli bir şey çıkmış ortaya. Urfa'da ateşe atılmak istenen Hz. İbrahim Muharrem ayının 10'uncu günü kurtulmuş ateşten... Yakup Peygamber, oğlu Yusuf'a Muharrem ayının 10'uncu günü kavuşmuş; Tanrı, Hz. Musa'yı bu günde kurtarıp firavunu boğdurmuş. Asırlar sonra, yine Muharrem ayının 10'uncu gününde Hz. Muhammed'in torunu, dördüncü Halife Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin de, Kerbela'da pınar başında su içerken şehit edilmiş. İlhan Eksen ilginç bir saptama yapmış ve Yahudiler'in de ay takvimlerinde birinci ay "Tışri" imiş ve onlar da bu ayın 10'uncu günü oruç tutup "Yom Kipur" (Kefaret Günü) bayramını kutluyorlarmış. Ermeniler aşureyi Noel'de pişirirken, Rumlar cenazede pişiriyorlarmış...


Eski İstanbul evlerinde en az yedi cins erzakla pişermiş aşure... Kerbela olayını anmak isteyenler ise hem oruç tutar hem de malzeme sayısının "12 İmam"a atfen, 12 olmasına dikkat ederlermiş. Bazıları ise 40 çeşit malzeme koyuyormuş aşureye... 40'ı tamamlayamayanlar için şöyle bir kolaylık sağlanmış: "Kırkı tamamlayamayan bir kaşık bal koysun. Nasıl olsa arılar kırk tür çiçeğin nektarını almıştır."

05 Şubat 2006

ZEYTİNLİ SEVGİ ÇÖREKLERİM...

Sevgili dostlar; cuma ve cumartesi günümü; hasta yatağımda geçirdikten sonra Allah'a şükür bugünümü (sevgili eşim ve de oğluşumun da katkılarıyla) ayakta geçirebildim...
Pazar sabahı sizlerinde görmüş olduğu çörekleri hazırlamak için kalktım, çörekler hazır olunca ev halkına seslenip onları kahvaltı masamıza davet ettim...
Niye adını sevgi çöreği koyduğuma gelince arkadaşlar; oğlum, her zaman ki nezaketiyle; anneciğim bu çörekler çok lezzetli olmuş galiba pişirirken içine sevgini de koymuşsun deyip beni yine mutlu etti bende ilham kaynağım adına çöreklere bu ismi layık gördüm...

HAZIRALNIŞI; 3 Su bardağı unu eleyip 1 paket ınstant maya ile karıştırın. Birer tatlı kaşığı tuz ve toz şeker, 1 yumurta, 100gr margarin ve 1 çay bardağı ılık süt ile yoğurun. Üzerini kapatıp ılık ortamda 40-50 dakika dinlendirin. Hamuru 0,5 cm kalınlığında açın, üzerine 1 su bardağı çekirdeksiz siyah zeytin dağıtın ve rulo şeklinde sarın.. 2 cm eninde dilimlere kesin.Her dilimi yuvarlayıp yağlanmış tepsiye sıralayın. Üzerlerine zeytinyağı sürüp kekik serpin. 25 dakika bekletip 180 derecelik önceden ısıtılmış fırında 25-30dakika pişirin.


Sizler de sevdiklerinize sevgi çöreklerimizden ikram etmek istemez misiniz?

E ne duruyorsunuz o zaman haydi mutfağa...

Kolay gelsin ve de afiyet olsun...

31 Ocak 2006

TEVELLÜT 76...


Sevgili Dostlar;
Hayatımın, acısıyla tatlısıyla 29 yılı geride kaldı...
Bugün otuzundan gün almaya başladığımın ilk günü...
Bir dostumun kızı mesajında; ne kadar yaşadığın değil, nasıl yaşadığın önemlidir demiş; hakikaten öyle...

Bir otuz yıl daha yaşarmıyız bilinmez lakin;
E.Dickinson'un da dediği gibi;

"Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem,
Boşuna yaşamış olmayacağım.
Bir yaşamdan acıyı alabilirsem
Ya da bir acıyı hafifletebilirsem,
Ya da bir ardıç kuşunu yeniden yuvasına koyabilirsem,
Boşuna yaşamış olmayacağım..."

SEVGİYLE VE DE MUHABBETLE...

27 Ocak 2006

ÇOCUK OLMAK ve LİMON SOSLU KEK...

"Gün boyunca meşguldüm; oynamamızı istediğin küçük oyunları seninle oynamaya zamanım olmadı. Sana pek zaman ayıramadım. Elbiselerini yıkar, dikiş diker, yemek yapardım, ama resimli kitabını getirip yaşadığın zevki benimle paylaşmak istediğinde, "daha sonra oğlum" derdim. Uyuduktan sonra üstünü örter, dualarını duyar, ışığı kapatır ve parmaklarımın ucuna basa basa kapıya yönelirdim. Keşke bir dakika daha kalsaydım. Çünkü yaşam kısa, yıllar hızla akıp gidiyor; küçük bir çocuk çok hızlı büyüyor. Değerli sırlarını tuttuğunuz küçük çocuğunuz artık yanınızda değil. Resimli kitaplar ortadan kalktı, oynanacak oyun yok. İyi geceler öpücükleri ve duyabileceğiniz dualarda yok. Bunları hepsi geride kaldı. Bir zamanlar meşgul olan ellerim hala yerinde; günler boş ve uzun. Keşke geri dönüp benden istediğin o küçük şeyleri yapabilme fırsatım olsaydı."
ARTHUR M. SELLS

Sevgili dostlar;
Yazı beni oldukça etkiledi...
Keşke dememek için...
Sevdiklerimize daha fazla zaman ayıralım ne olur...
Biz bugün oğluşla sinemaya gittik; Cesur civciv...
Film mesajları itibariyle güzeldi; korkunun üzerine gidebilmeyi, istenildiğinde başarılamayacak hiçbirşeyin olmadığını, kendine güvenmeyi ve güvenilmeyi öğütlüyordu.
Filme giderken oldukça seçici davranmaya çalışıyorum; konusunu gitmeden önce mutlaka okuyorum; mesaj içerikli ve argo kelimelerin kullanılmadığı filmleri tercih ediyorum.Çünkü onlar taze beyinler; boş bir kaset (pardon artık cd) ne verirseniz, ne izlerlerse beyinlerine yerleştiriyorlar; çocuklarımızın beyinlerini gereksiz şeylerle doldurmaya hakkımızın olmadığını düşünüyorum, siz ne dersiniz arkadaşlar?
Batuş oldukça eğlendi, tatil uzadı ya, çocukları oyalamak da güçleşti...
Babamız da tez yazım aşamasında olduğundan haliyle bu görev de bana kaldı...
Verimli bir gün geçirdiğimizi düşünüyorum...
Akşam, bu soğuk kış gününde sıcacık çayımızın yanına kek yapalım dedik ve girdik mutfağa...
Veeeeeeeeee işte sonuç...
Takdir sizin arkadaşlar...


MALZEMELER;-1 su bardağı şeker

-1 su bardağı yoğurt

-1 su bardağı sıvı yağ

-3 adet yumurta

-vanilya ve kabartma tozu

-Arası için kakao

-3 su bardağı kadar un(bu miktar unun cinsine göre değişiyor, siz yine de göz kararı yapın arkadaşlar)

SOU İÇİN; Yarım limon suyu

-Alabildiğine pudra şekeri

Klasik kek tarifi arkadaşlar; yumurta ve şeker çırpılır (bildiğiniz gibi; yumurta ve yoğurt oda ısısında olmalı ki; kekimiz istenilen kabarma seviyesine gelebilsin...) yoğurt ve yağ ilave edilir tekrar çırpılır, unu da yavaş yavaş ilave edip kabartma tozu ve vanilyayı da koyduk mu işlem tamamdır arkadaşlar...

Yağlanmış olan kalıbımıza hamurun bir kısmını dökelim; arasına kakao serpelim ve diğer yarısını ilave ederek fırına yolcu ediverelim...

Fırından çıkan ve ılık kıvama gelen kekimizin üzerine hazırlamış olduğumuz sosu bir güzel döküverelim...

Dipnot; sosu, koyuca olmalı ve kek ılkken dökülmeli ki; üzerinde buzumsu bir görüntü oluşsun.( benimkisi koyu olmadı arkadaşlar belirteyim istedim)

Hadi buyurun hepbirlikte afiyet olsun...

25 Ocak 2006

KAR KEYFİ...


Karda da keyif olur mu hiç demeyin arkadaşlar...
Öyle bir oluyormuş ki ; biz oğlumla bugün doyasıya tadını çıkarttık...
Perdeleri sonuna kadar açıp açıp ( son günlerde hep böyle yapıyoruz; amaç kar yağışı eşliğinde kahvaltı yapmak) sabah kahvaltımızı yaptık. Baktık ki; bu böyle bülbülün güle vuslat arzusuyla yanıp tutuşduğu gibi karşıdan izlemekle olmıyacak; hadi Baturalp; bu vuslat bugün gerçekleşecek! giyin gidiyoruz dedim; çocuk şaşkın şaşkın yüzüme baktı ve ani oluşundan mıdır bilinmez; ben çıkmak istemiyorum dedi...
Kendisine çok eğleneceğimizin taahütünü verdikten sonra; sıkı sıkı giyindik aşağıya indik; her taraf gelin misali alabildiğine bembeyaz, alabildiğine tertemiz pamuk tarlası gibi çok çok güzeldi...
Başladık kar savaşına, kara yatıp yatıp iz çıkarmaya...
Sonrasında, apartmanların girişine doğru yokuşlardan birini iyice kayganlaştırıp; kayak yapma arzumuzu da bir nebze olsun gidermiş olduk...
Başka çocukların da katılımıyla; ortalık bayram yerine döndü...
Tabi aralarındaki tek otuzluk bendim! pencerelerden bakanlar neler düşündü bilinmez ben çocukluk yıllarıma geri döndüm ve bunu oğlumla paylaştım!
Oldukça yorulup ıslandıktan sonra hemen eve çıkıp bitki çayı yaptık ve Batuyla karşılıklı içtik...
Yine standart ev hallerimizden bir bölüme geri döndük, o her zaman olduğu gibi cd izledi bense aldım bir kitap, oturdum penceremin önüne...
Umarım evladımın anı hanesine yüzünde tebessümle yazılmıştır...
Arada bir insanların sevdikleriyle deşarj olmak adına bu tür güzellikler yapmalarını sevgiyle tavsiye ediyorum...

"Geçmişi hiç dert etmiyeceksin,
Kendini hep yeni doğmuş sayacaksın,
Her yeni gün, ne istediğini sana söyleyecektir.
Kendi işinden zevk alacaksın,
Başkalarının yaptıklarına değer vereceksin,
En küçük şey senin canını sıkmak ister,
Sense hep gününü gün edeceksin.
En önemlisi hiç kimseden nefret etmeyip
Yarını Tanrı'ya bırakacaksın..."
Goethe

19 Ocak 2006

BAYRAM SONRASI...

Dostlar arasına hasret uçurumu girdiğin de;yıldızlarla vuslat köprüsü kurduk biz yürekten yüreğe! gönlümüzün günlüğüne unutulmayı ve unutmayı hiç yazmadık!


Selam dostlar; ben geldim!(20 gün dedik 10 günde döndük.)
Bir bayram daha selametle bitti...
Geride hüznünü bırakarak...
Sizlere de bahsettiğim gibi sevgili dostlar; bayram dolayısıyla eskilerin tabiriyle; sılay-ı rahim yapalım dedik arabayla düştük yollara; biraz ben biraz eşim derken; öncelikle İzmir'e kayınvalidemlere, ordan da Kütahya'ya annemlere geçtik; sevdiklerimizle bolca hasret giderdik...
Eller öpüldü, kurbanlar kesildi, kabir ziyaretleri yapıldı, çocuklar bol bol bayram harçlığı topladı...
Nedense bayramlarda hüzün ve sevinç birarada yaşanıyor; sevdiklerimizden kaybettiklerimizin verdiği hüzün; bayramın; geride kalan sevdiklerimizle buluşturmasının verdiği sevinç...
keder de sevinç de biz insanlar için...
Hayat gerçekten de çok garip; gülerken ağlayabiliyor, ağlarken gülebiliyoruz...
Yalan olur bir gün yalan yaşadığın aşkın sevdan;
Yaradandır baki kalan hayat ne garip, hayat çok garip!

Sevgili eltim Ayşe; bayramlık kendisi için; pul ve boncuklarla çanta hazırlamış; paylaşayım dedim;



E bayram bu tatlısız olmaz di mi?

Mevsimi geçmek üzere olsa da; daha önce yapmış olduğum, ayva tatlısını bayram tatlısı niyetine yayınlayayım istedim; ağzımız tatlansın, sizler de yaparsınız birlikte yeriz...


TARİF(5 kişilik);
-5 adet ayva
-6 çay bardağı toz şeker
-1 su bardağı krem şanti
-Arzuya göre, süslemek için;2 tatlı kaşığı tarçın ve ceviz

Hazırlanışı; Ayvaları soyun, ikiye bölüp ortasını oyma bıçağı yardımıyla çıkarın(bu işlemi yaparken ayvaların kararmaması için limonla ovun) ayvaları geniş bir tencereye dizin, üzerlerine şeker serpin, ayva çekirdeklerini ve 1-2 tane karanfili içine atın ki renk ve aroma versin di mi ama? ayvaları yumuşayıncaya kadar pişirin ve soğumaya bırakın; krem şantiyi tarçınla karıştırın, ayvaların içini şanti ile doldurup, üzerlerine ceviz serpip servis yapın...(Laf aramızda ben şanti yerine dondurma kullandım!)

Afiyet olsun...

08 Ocak 2006

GÜN DOĞUMU...

SON YILLARIN EN GÜZEL ŞİİRİ...IRAK savaşında babası ve annesi ölen ve kendisinin de bacakları kopan Müslüman bir çocuğun IRAK savasını yöneten Tommy FRANKS a yazdığı şiir. Bu şiir Açık istihbarat sitesinden alınmıs.***********
Merhamet hür Dünyaya bu kadar mı IRAK ' ta? Ben Basralı Ömer,Belki haberin yoktur diye yazıyorum Mr. Franks. Önce demokrasi yağdı göklerimizden, Sonra özgürlük geçti üstümüzden Palet palet. Ve insan hakları Namlularından Saniyede bilmem kaç adet.Demokrasi bizim eve de isabet etti Bir gün sonra anladım koptuğunu ayaklarımın. Tam onsekiz adet insan hakları saymışlar Vücudunda babamın.Annem yoktu zaten Ben doğarken ilaç yokluğundan ölmüş Ambargo falan dediler ya Anlamadım çocukluk aklı işte Oluşmadan sökülmüş. Sizde de barış böyle midir Mr. Franks? insan hakları çocukları yetim Ve ayaksız bırakır mı orda da? Düşer mi ayın kan gölüne aksi Güpegündüz düşer mi Pazar yerine demokrasi?Zenginlik insanları korkudan uykusuz bırakır Kuşlar gökyüzünü terk eder mi orda da? Babamla mırıldandığım son dua dilimde ayaklarımın hastanede Ve giymeye kıyamadığım pabuçlar Kaldı elimde.Çocukların var mı Mr. Franks? Al, oğluna götür onları bari ise yarasın Kim bilir belki baktıkça Bazen beni hatırlasın.Bu nasıl demokrasi Mr. Franks? Düştüğü yeri yaktı Merhamet hür Dünyaya Bu kadar mi IRA K ' tı? size
Yahoo! ShoppingFind Great Deals on Gifts at Yahoo! Shopping


- “Kavgayı; bir ağacın yaprağına yazmak isterdim Sonbahar gelsin, yaprak kurusun diye...
Öfkeyi; bir bulutun üzerine yazmak isterdim, yağmur yağsın, bulut yok olsun diye... Nefreti;karların üzerine yazmak isterdim, güneş açsın, karlar erisin diye...
Dostluğu ve sevgiyi; yeni doğmuş bebeklerin yüreğine yazmak isterdim, onlar büyüsün, dünyayı sarsın diye...”

SEVGİLİ DOSTLARIM;

Her birinizin tek tek bayramını en içten dileklerimle kutluyor, sevdiklerinizle nice mutlu ve huzurlu bayramlar geçirmenizi diliyorum...

Bayram vesilesi ile tüm Dünyada' ki zulme uğrayan insanları da unutmayalım!(en azından dualarımızla destek olmaya çalışalım)

Bendeniz de bayram dolayısıyla ziyaret amacıyla yollara düşenlerden olacağım, 20 gün kadar aranızdan ayrılıyorum, beni unutmayın, sizleri özliyeceğim...

SEVGİYLE VE DE MUHABBETLE...

03 Ocak 2006

ABANT YAZ VERSİYONU...

Turnalar çığlık çığlık
Dağların ötesinde...
Dinle sen şafakları
Her çığlıkta ben varım!
Bir hayal ülke var ki;
Oralarda bir yerde
Huzur iklimlerine kanat çırparım...


Sevgili Semanur; Abant kış resimleri yayınlayınca bende yaz versiyonunu yayınlayayım dedim! yazın ziyaret etmek isteyenlerin iştahını bir nebze olsun kabartayım istedim!
Yine geçtiğimiz Temmuz ayı, Batı Karadeniz gezimizden bir kuple...
Buda bizim yerli Köroğlu...

"Yürü bre Bolu beyi bu cenk amansız olacak!"(Cüneyt Arkın ve Fatma girik'in başrollerini paylaştıkları Köroğlu filminden bir replik!) Bolu beyini göremedik ama?

Hoş ama değil mi?


"Hayat yaşla değil; yaşamakta anlaşılır."ANDRE GYDE!

Bakmaktansa görmek ne erdemdir!Hayatın kendisini yaşamak dileğiyle...

"Bir çoban gezmeyi sevebilir, ama koyunlarını asla unutmaz."SİMYACI!

29 Aralık 2005

YENİ BİR YILA UYANMAK...


Selam dostlar!
Yeni bir başlangıç dedik; evet geçirdiğimiz yılların farkındalığını yaşamanın zamanı geldide geçiyor bile...
Ne demişler; geçen gün ömürdendir...
Öncelikle işe ; kendimizi analiz ederek başlayabiliriz ne dersiniz?
Sağlığımız, yaşamımız, sevdiklerimiz...
Sonrasında etrafımıza dönüp bir seyran edelim;
iyilik, güzellik adına ; yaptıklarımız, yapamadıklarımız...
Hayatımızın meşakkatli, zamanın ise sabun misali elimizden kayıp gidişini izlerken geride latif izler bırakmasına müsade edelim.Hareket gerekli lakin durağanlğı yaşamımıza ritimle birlikte sokalım ki; geride yorgunluğu kalmasın!
Yaşam hep ; gülezar, lalezar değil!
İnişli-çıkışlı bazen dalgalı, parçalı bulutlu, dik yokuşlu, sarp kayalıklı...
Bazen Ağrı dağına tırmanmak gibi meşakkatli, bazen Konya ovasında dolaşmak gibi suhuletli ve coşku verici...
Hayat; zıtlıklarla güzel; nasıl ki; gece olmazsa gündüzün kıymeti, kötü olmazsa iyinin kıymeti bilinmez! aynen öylede hayatımızdaki elemli günler; sürurlu günlerizi şükür içindir diye düşünüyorum!
"Yaşamımızdaki işlediğimiz hataların çoğu, düşünmemiz gereken yerde hissetmekten, hissetmemiz gereken yerde düşünmekten ileri gelmektedir."diyor; John Colbins
Sözün özü arkadaşlar; 2006 yılından itibaren; öfkemizi sükut limanına çekelim, kısır düşüncelerimizin girdabından kurtulalım, haset ve ihtirasların fersah fersah uzaklarında yaşayarak; gülün kokusunu imbikten süzüp sevdiklerimize ter olarak verelim...
SEVGİYLE VE DE MUHABBETLE...

25 Aralık 2005

KAHVALTI SOHBETİ...

Sevgili dostlar! Candancığım ve Beyhancığım beni kahvaltı anketi için sobelemişler...
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına...


1-Normal bir günde nasıl kahvaltı yaparım?
—Kahvaltı benim için çok önemsediğim bir öğün olmasından dolayı; özenli yapmaya gayret gösteririm!
2-Hafta sonu nasıl kahvaltı yaparım?
—Hafta sonu kahvaltılarımız biraz daha özenle hazırlanır; sofra; kek, börek ve de değişik yapılmış(yumurta salatası, közlenmiş kırmızıbiber, patlıcan vb.) yiyeceklerle süslenir.
3-Belirli aile gelenekleri veya inanışları ile büyüdün mü?
—Aile bireylerinin eksiksiz sofrada bulunması yeterlidir.
4-Beslenme çantanı düşündüğünde neler hatırlıyorsun?
—Annemin yaptığı; nefis çikolatalı kurabiyeleri ve canım reçelli berlinerleri…
5-Benim için lüks kahvaltı nedir?
—Sevdiklerimizle birarda olduğumuz kahvaltı sofraları hep gözüme lüks gözükmüştür. Malum gurbette ve sevdiklerimizden ayrıyız…
6-Nerede, nasıl kahvaltı etmek isterdim?
—Doğal ortamlar tercihimdir; şırıl şırıl akan bir dere, yemyeşil bir alan, masmavi ve alabildiğine özgür bir gökyüzü…
7-Hayatımda hatırladığım özel bir kahvaltı var mı? Onu özel kılan nedir?
—Özel olan güzeldir! Özeli güzel yapanda öncelikle ortamda bulunan insanlardır!
Bizler için özel günler; bayramlardır! Babam rahmetli olmadan önceki bayram kahvaltıları muhayyilemden hiç çıkmayacak derecede özeldi.
8-Kahvaltı masasında eksik olmasını istemediğiniz başka bir şey var mı?
—Benim için olmazsa olmaz tek bir eksik vardır; oda çaydır.
9-Kahvaltı konusunda söyleyeceğim, ekleyeceğim bir şey var mı?
—Kahvaltının çok önemli bir öğün olduğunu savunanlardanım; büyük, küçük herkesin bu özel ve güzel öğüne mümkünse ailece vakit ayırmasını diliyorum…
Güne daha enerjik ve mutlu başlamak adına…
10-Kahvaltıya önereceğim bir tarif var mı?
—Olmaz mı? Benim sıkça yaptığım pratik bir puf böreği tarifim;


MALZEMELER;-1 bardak yoğurt
—1 adet yumurta
—kabarma tozu
—alabildiğine un (kulak memesi kıvamı)
—tuz(damak tadınıza göre)
TARİF; malzemeleri bir güzel yoğurun ve hamuru dinlendirin. Dinlenmiş ve kendine gelmiş olan hamurumuzu açıp, keselim ve kızgın yağda kızartalım.


AFİYET OLSUN!

Son olarak altın öğün kahvaltı için minik uzman bilgileri;

-Kahvaltı; demir, fosfor, kalsiyum ve protein açısından gerçek bir kaynak olup uyanır uyanmaz gereksinim duyulan tüm besinleri karşılayıp, büyük işler başarmak için vücudu hazır hale getirir. sanılanın aksine, kahvaltı yapmamak kilo almaya neden olur. kahvaltı yapılmadığında metabolizma yavaşlar, vücut koruma sistemini devreye sokarak yağ depolamaya başlar.

-En iyi kaynağın buğday olduğu B1 vitamini; besinlerden alınan karbonhidratı enerjiye dönüştürür. Buda depresyon ve zihinsel yorgunluğu engeller.

- Kahvaltı etmemek, sürekli yorguluk hissine, strese ve konsanrasyon güçlüğüne neden oluyor.

21 Aralık 2005

EVLİLİK ÜZERİNE...

Dejenere olmuş günümüz günübirlik ilişkilerine inat; evlilikte onuncu yılımıza girmiş bulunmaktayız...

Sözün bittiği yerden; şiirle devam edelim!

Meli/Malı Evlilik

Evlilik İki rengin uyumudur Birbirine karışmadan Birbirini karıştırmadan Varolmak yanyana. Evlilik İki rengin uyumudur Ben kırmızı, sen sarı Sen soldurmadan Ben kızartmadan utançtan. Evlilik İki rengin uyumudur Ben kırmızı, sen sarı Galatasaraylı olmaktır Saraylara layık Asil olmak, asil kalmaktır.
Evlilik İki rengin uyumudur Ben beyaz, sen siyah Beşiktaşlı olmaktır birlikte Asaletle süzülmektir Yıldızlar okyanusunda.
Evlilik İki rengin uyumudur Ben sarı, sen lacivert Fenerbahçeli olmaktır Sarı sarı kalabildiğince Lacivert maviye dönmedikçe.
Evlilik Üç büyüklerden biri olmaktır. İki ayrı bedenin Gönül birliğiyle. Ama ideal bir evlilik Galatasaraylı olmaktır AB standartlarında Bazen üstünde hatta Başarıyla kazımaktır İki bireyi Ortak bir yaşama.
Evlilik Hani ideal olanı Sonbaharda sarılar içinde Kurumadan ve solmadan Kıpkırmızı bir gül kalmaktır Kumrulara öykünmüş Bir çift aslan olarak.

Erdal Alga

15 Aralık 2005

YILAN KOLYE VE HİZMET ÜZERİNE...

Bryant S. Hinckley'den; Hizmet, büyük şahsiyetlerin bir vasfıdır. Havarilerine şeref madalyası takar. Bu dünya'nın iki büyük grubunu; yani yardım edip katkıda bulunanlarla, engel olup sadece tüketenleri birbirinden ayıran bir çizgidir. Almaktansa vermek ne kadar güzeldir!
Hizmet etmek zarif bir erdemdir. Cesaret aşılamak, ilgi göstermek, korkuyu gidermek, gönüllerde ümit yeşertmek, kısacası sevmek ve bunu göstermek, insanlığa sunulan en büyük hizmettir!
Ümit ederim ki; bizlerde ikinci gruba dahil olanlardan oluruz!
Çok hoşuma gitti, paylaşayım istedim! (bu konuda da yorumlarınızı bekliyorum!)
Şimdi takıp takıştırma zamanı! e hadi buyurun;
Sizler için potpori olarak hazırladığım takıları; sırası geldikçe paylaşıcağım!

İşte bunlardan ilki;

yılan kolye; misinaya; boru ve kum boncuklar, döne döne dizayn ediliyor!

Biraz daha açacak olursak; 0,20 mm'lik misinanın önce ucu yakılarak düğüm haline getirilir. sonra; bir kum, bir boru boncuk(her ikisinden de üçer tane olucak şekilde) üçgen oluşturulur ve bu üçgenin üzerine dönerek; bir kum bir boru şeklinde devam edilir!
Önden ve arkadan görünüşleri...

11 Aralık 2005

ŞEKERPARE TATLISI (en garantisinden...)


Arkadaşlaaaaaaaaaaaaar! bir haftadır yoktum acaba nerelerdeydim? (hoş gerçi Candan arkadaşımdan başka merak eden olmamamış ama! neyse...) nerede olucam tabikide buralardaydım lakin modem arızalıydı! hani merak etmişsinizdir diye yazdım!
Sevgili arkadaşlarım! bugün eşimi Fransa'ya uğurladım ve dün akşam onun şerefine yapılan (ki kendisinin en sevdiği tatlılardan birisidir!) şekerpare tatlısı; paylaşayım istedim!

MALZEMELER;*2 adet yumurta.

*1 su bardağı pudra şekeri.

*yarım paket margarin.

*yarım su bardağı irmik.

*2 su bardağı un.

*vanilya, kabatma tozu.

ŞERBETİ İÇİN; *3 su bardağı su.

*3 su bardağı şeker.

*yarım limon suyu.

HAZIRLANIŞI; yumurta, pudra şekeri, margarin bir güzel yoğrulur. Diğer malzemeler naif bir şekilde karışıma ilave edilir. Sonrasında şekil verilen ve üzerine yumurta sarısı sürülen parelerimiz tepsiye dizilir (findukları unutmayalım!) ve fırına gönderilir! fırından çıkan canım şekerpareler şerbetle buluşturulur!(şerbet malumunuz; şeker ve su kaynatılır, indirmeye yakın limon suyu ilave edilir ve tabiki de soğutulur.)

Tarif garantidir! sevenlere sevgiyle tavsiye edilir!

AFİYET OLSUN...

03 Aralık 2005

BANA ELİŞİNİ SÖYLE...

Sevgili Semanur (akçahan) arkadaşım tarafından sobelendim! (sobe cevapları üst üste geldi kusura bakmayın canlar!) alınız buyurunuz efendiiiiiiiiiiiiiim;
ELİŞİNİ SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM;
1-İlk elişi yapmaya ne zaman başladınız?
—Zannedersem 6- 7 yaşlarındaydım; annemin yaptıklarından heveslenip, tığla bir şeyler yapmak istediğimde, annem elime bir adet tığ ve yumak verip zincir çektirmişti (sayılırsa tabii…).
2-İlk yaptığınız elişini saklıyor musunuz? Fotoğrafı var mı? Peki, en çok sevdiğiniz elişi hangisi gösterebilir misiniz?
—Saklamıyorum hatta nerede olduğu konusunda bile bir fikrim yok. (ne yazık ki…)
—Arkadaşlar; itiraf etmek gerekirse, benim elişi sevgim biraz keyfe keder, canım o an ne ile meşgul olmak istiyorsa; benim için en sevdiğim elişi o oluveriyor.
3-Günde elişine ne kadar zaman ayırıyorsunuz?
—Günlük elişine zaman ayırmışlığım yoktur. Yukarıda da bahsettiğim gibi; benim için elişi anlık gelişen bir uğraşı…
4-Bilmediğiniz veya öğrenmeyi istediğiniz elişi var mı?
—Sayılırsa; yağlı boya resim yapmayı da öğrensem fena olmaz diye düşünüyorum.
5-“Bundan sonra sadece tek elişi tarzında çalışacaksınız” desek, ne seçersiniz?
—Demeseniz iyi olur, tek bir tarz beni sıkar arkadaşlar…
6-Sizce en zor elişi hangisi neden?
—Dikiş olsa gerek diye düşünüyorum; dikiş dikmeyi bilenlere hep imrenerek bakmışımdır lakin sıkıcı ve detaylı olduğunu düşündüğümden dolayı öğrenmeye yeltenmedim.
7-Yaptığınız elişiyle ilgili “mutlaka olması lazım” dediğiniz bir şey var mı? (renk, model, kullandığınız aletler, yardımcı unsurlar…)
—Olmazsa olmazım; heves ve haleti ruhiye.
8-Yaptığınız örneklere isim nereden buluyorsunuz?
—özellikle isim koymam kendiliğinden gelişir. Birçoğu da isimsizdir zaten.
KİM OLDUĞUNU SÖYLE, SANA ELİŞİNİ SÖYLEYEYİM;
—5 kelime ile kendini tarif eder misin? (istersen 15 kelime de olur, sınırlama yok.)
—İnsanın kendini anlatması kadar zor bir şey olamaz diye düşünüyorum. Fakat istenilmiş isteklere cevap babından bir şeyler karalayayım; güldüğünde etrafını ısıtacak kadar sıcaklık verebilen lakin negatif enerji aldığı ortamlarda içine kapanan ve mesafeli gözüken, kendini geliştirmeyi seven, çoğu zaman hoşgörülü ve demokrat, özgürlüğüne düşkün, iyi bir sırdaş, duygusal (toplum içinde çok fazla belli etmeyen.), anlaşılmaz (çözmeyi bilmek lazım), sinirli, (her ne kadar toplum içinde belli etmemeye çalışsa da).
Arkadaşlar daha fazla uğraştırmayın da beni, gidin kova burcunu okuyun. (tipik bir kova kadınıyım işte…)
1-Mümkün olsa şu şöyle olsaydı dediğiniz bir fiziksel özelliğiniz var mı?
—Haddime mi düşmüş! Yok. Allaha şükür!
2-Kendinde beğendiğin bir özelliğin var mı?
—Merhametli ve de tutumlu oluşum diyebiliriz.
3-Keşke böyle olmasın dediğiniz huylarınız var mı?
—Asabi olduğum söylenir olmasaydı iyi olurdu. ( kontrol etmeyi öğrenmeye başlamış olsam bile…) olaylara daha serinkanlı yaklaşmayı isterdim.
4-Bu soruyu sizler cevaplayacaksınız; sanal arkadaşlarınla yarın önceden belirlediğiniz yerde buluşacaksınız; nasıl birini bekliyorlar? Nasıl birini görünce; aa! bu şükran diyecekler?
Sobeleme hakkımı haşarı kızımız; Candan’dan yana kullanmak istiyorum.
Sevgili Serra; itiraf etmeliyi biraz zorlandım! teşekkürler ve de sevgiler...

"Dostluklara mesken bu yürek, aşka değil! sevgilinin gözlerine değil, dostun sözlerine, merhabasına muhtaç bu yürek! merhaba ey dostlar; yürektesiniz."

EV PERİSİ...

01 Aralık 2005

NE KADAR SANALIM?


Sevgili; Nilüfer (fotoğraf dünyası) ve Berrin (en güzel terapi) arkadaşlarımın sobelemesi sonucu bu oyuna ben de dahil olmuş bulunmaktayım. İtiraf etmeliyim ki bu sanal ortamda ilk sobelenişim. Yine itiraf etmeliyim ki; önceleri pek sarmamıştı fakat daha sonra biraz daha incelediğimde; bunun birbirimizi daha iyi tanımak adına hoş olacağını düşündüm! (bugün sanallık oyunu yarın bana elişini söyle sana kim olduğunu söyle yiyeyim oyunu…) gecikmeli de olsa; e hadi bana da kolay gelsin. Dilim döndüğünce yanıtlamaya çalışacağım:
1-Günde ortalama kaç saat internettesiniz?
-İpin ucunu kaçırmamak adına; 2,5-3 saati geçirmemeye çalışıyorum (bütün güne yayarsak fena sayılmaz değil mi arkadaşlar?)
2-Herhangi bir Messenger kullanıyor musunuz?
-Evet; MSN Messenger.
3-Kaç tane E-mail adresiniz var?
-1 adet.
4-Sizinle bütünleşen bir nick name’niniz veya sanal adınız var mı?
-Lise yıllarında; Hügoydu; (kahramanım benim var ya!) daim olan kısaca; Şüko.
5-Internet ortamında tanışıp gerçek hayatta pekişen arkadaşlıklarınız var mı?
-Yok lakin bundan sonra olabilir diye düşünüyorum.
6-Internet’ten alışveriş yapar mısınız?
-Hayır.
7-Ya Internet olmasaydı?
-E güzel soru arkadaşlar! ne mi olurdu?-Siz değerli ve de samimi olduğuna inandığım arkadaşlarımla tanışamaz ve bilgi alışverişinde bulunamazdım.
-Ablamla messenger’dan görüntülü görüşemezdik, ona aldığım şeyleri gösteremezdim, tabi oda bana…
Teşekkür ediyorum arkadaşlar!
Sizleri seviyorum!
Ben de Beyhan’ı (Beyhan'ın hobi sitesi) sobelemek istiyorum (kolay gelsin canım!).

27 Kasım 2005

APAÇİ KOLYE VE BİLEKLİĞİ

Konik ve kum boncuklarla dizayn edilmiş, otantik bir kolye ve zinciri takılmamış bilekliği! Takdirlerinize sunulur!
Aynadan çekilmiş görüntüsüyle sizlerle buluşuyor.


Arkadaşlar aceleden ters takmışım kusura bakmayın! konik (açık renk olanlar) boncuklu taraf üste gelecek!(ilerleyen günlerde bi resim daha çeksem fena olmıyacak sanırım! baksanıza bide alttan zincir çıkmış!)

Ne demişler; acele işe şeytan karışır! e karıştı işte! siz siz olun arkadaşlar; hiçbir işinizi aceleye getirmeyin! geç olsun, güç olmasın.

Ben yinede sizlerin derin hoşgörünüze sığınarak yayınlıyorum...

23 Kasım 2005

EBRU SANATI

Selam arkadaşlar! istedim ki, ebru santını paylaşırken; arkada ud'um eşliğinde fon müziği olsun! en azından sizler bunu hisseddin! (her ne kadar tek bir parça çalabiliyorsamda; kadifeden kesesi, kahveden gelir sesi...)
EFENDİM BUYURUN; GÖZLERE ŞENLİK , RUHA GIDA(GÜLSEREN HOCA EŞLİĞİNDE) EBRU ZİYAFETİNE...

Bugüne kadar uğraştığım el sanatlarının en zevklisi diyebilirim! boyaların, kitre üzerindeki büyüleyici raksı... Arkadaşlar tekne başında tam konsantre vaziyetinde! bendenizin objektiflerine yakalandılar!

TAM BİR TERAPİ SEANSI!( ortamdan tamamen kopuyor, renklerin ruha verdiği coşkunlukla; coştukça coşuyorsunuz!)
EBRU NEDİR?Kâğıt süsleme sanatlarının en önemlilerinden biri... Bütün Osmanlı sanatlarında olduğu gibi usta-çırak usulü ile öğrenilen ve sanatçının iradesi dışında birçok değişkenden etkilenen bir sanattır.
Ebru; renklerin suyla dansının yarattığı bir ahenktir aslında. Bazı kaynaklar ebrunun, yüz suyu anlamına gelen "ab-ı ru" sözcüğünden, bazı kaynaklar ise Orta Asya dillerinden Çağatayca'da hareli görünüm, damarlı kumaş ya da kağıt anlamına gelen "ebre"den geldiğini söylese de en yaygın kanı, kelimenin kökeninin Farsça; bulutumsu, bulut gibi anlamına gelen "ebri" den gelmekte olduğudur. Her ne şekilde isimlendirilse isimlendirilsin insanlara da isim olan ebru, gizemli bir ahenk taşıyor.Zorlu ve emek isteyen bir sanat olan ebru, geri dönüşü olmayan, tekrarı olmayan, çok değişkenli bir sanattır.
Birçok eski eserde süsleme amacıyla kullanılan ebru, geleneksel el sanatlarımızdan olmasına rağmen yakın zamana kadar unutulma tehlikesi ile karşı karşıyaydı. Dünya çapında çeşitli milletler tarafından sahiplenmeye başlanmış, bazı ülkelerde ebru yapımı sırasında kullanılan malzemeleri üreten firmalar boy göstermişti.
Ebru sanatında son devrin piri merhum Mustafa Düzgünman gerek yetiştirdiği öğrencilerle gerek bu sanata kazandırdığı anlayışla manevi hazinelerimizden birinin payidar kalmasında büyük rol oynamıştır.
Aslen; kitre; hayvan ödünden hazırlanarak yapılmaktaymış. Biz şimdilik hazır kitreyle çalışıyoruz. Fırçalarımız, gül dalından ve at kılından kendi imalatımız.
Ebru sanatının özelliği arkadaşlar! tüm malzemelerin, doğal olması; toprak boyalar, hayvan ödü, at kılından ve gül dalından mütevellit fırçalar! sizin anlıyacağınız tamamen natürel...
İlerleyen günlerde; malzemelerimizi kendimiz hazırlıyacakmışız (boya ,kitre ve fırçalar...) sabırsızlıkla bekliyorum!
İlk resmimiz; tekneye konulan kitre ve su karışımı ile hazırlanmış yoğun sıvımız üzerine boyalarımızı attık ve üzerinde tabiri caizse ahenkle dansettik! takdirlerinize arz olunur...


Üzerine A3 kağıdı yerleştirdik ( bu kısımda çok önemli; kağıt büyük bir titizlilikle usul usul yerleştirilmeli, hava kabarcığı kalmamalı!)
Veeeeeeeeeeee tatatataaaaaaaaaaaaaam! işte sonuç! nasıl ama arkadaşlar? hoş değil mi?


Aynı teknikle ikinci çalışmamız;
Bir diğer çalışmamızda; ipek kumaş üzerine; attığımız ebru desenine ilave minyatür çalışması!Ve işte arkadaşlar bu tarz çalışmaların bitmiş halleri;



İlgilenenlere sevgiyle ve de muhabbetle tavsiye olunur...

Sevgili Velihan abimize;

yeni yaş alım günününüz (yaş alım günü dedim, yaşlanma günü demedim ona göre...) hayırlı, uğurlu olsun! Sevdiklerinizle birlikte nice latif günler diliyoruz!

ŞÜKRAN/AYHAN/AYDIN BATURALP BATTAL

20 Kasım 2005

KABAKLI TATLAR!

Huzurlu pazarlar arkadaşlar!
Kabak besleyici, C ve B1 vitaminleri bakımından zengin, kansere karşı koruyucu bir besin olduğu halde; genelde rağbet görmeyen bir sebze malesef! özelliklede eşler ve çocuklar tarafından! peki ne yapacağız? kabağı sevimli hale getireceğiz! işte sizlere sevimli, albenili iki kabaklı tat! hadi kolay gelsin!

KABAK GRATEN;


Malzemeler ; 6 adet irice Kabak, 2 su bardağı süt ,1 yemek kaşığı tereyağ , 2 yemek kaşığı un, 1 kase kıyma, 1 adet büyük boy soğan, 3-4 diş sarımsak, yarım bağ maydanoz, 1 kahve fincanı kaşar peynir, tuz, kara biber, pul biber, dereotu.
6 kişi için ; Kabakları iyice yıkayıp kazıyın. Uzunlamasına ortadan ikiye bölün. Az tuzlu suda 5-10 dakika pişirin. Yumuşayınca içlerini karnıyarık gibi açarak boşaltın.Daha sonra; içlerini boşaltmış, banyolarını yapmış ve rahatlamış kabaklarımızın içine hazırladığımız kıymalı harcı bir güzel yerleştirelim. Diğer tarafta süt, un ve yağı karıştırarak pişirip bir beşamel sos hazırlayın. Tek tek kabakların üzerine yayın. 180° Clik fırına verin. Biraz kızardıktan sonra üzerine kaşar peyniri rendesi ve pul biberle süsleyerek tekrar fırınlayın. Sıcakken servis yapın.Kısık ateşte pişirilen yemek daha lezzetli olur.

KABAKLI KREP







Malzemeler; *1 su bardağı süt.

*1 adet yumurta.

*1 su bardağı un.

*1 adet kabak.

*1 fiske tuz.

*1 yemek kaşığı zeytinyağı.

Hazırlanışı; süt ve yumurta bir güzel çırpılır, içine; un ve tuz ilave edilir, rendelenmiş kabakları ve zeytinyağınıda koyduk mu tamamdır! (arzuya göre baharatlarla tatlandırabilirsiniz! ben; dere otu ve karabiber koydum.) kızdırılmış teflon tavamıza ince ince döküp pişirelim! rulo haline getirip servis yapalım!(kaşarda yakışmaz değil hani? tamamen yaratıcılığınıza kalmış.)

Canıııııııııııııııım! nede sevimliler....

SEVGİYLE VE DE MUHABBETLE...