08 Ekim 2007

1000 aydan hayırlı gece...


Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz (öneminiz) var diyor Yüce Yaratıcı...
İşte sizlere müthiş bir dua;
Bu gecenin hatırına; önce kendimiz sonrasında da tüm insanlık için; çokça zikretmeniz dileğiyle...
"Allahümme inneke afüvvün kerimün tuhibbül af ve fa'fü annee..."
"Allahım sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni affeyle..."
Muhabbetle...

01 Ekim 2007

Boğazım da düğümlenen hıçkırık!


Gönlümüm yokuşların da dolaşırken bugün; bir nefeslik duraklarda şahbal açayım derken henüz gün görmemiş maşuk gibi ıztırarlı ve boynu bükük yöneldim Tanrı'ya; söylemim şuydu hasbel kader;
Tanrım!
Yaşanan şerli olayları seyran edince anladım ki; cehennemin lüzumsuz değil, cennetin ucuz değil!
Ciğerlerimizi yakanların müstehaklarını ver, şu mübarek Ramazan gününde; oruçlu ağızlarına bir lokma dahi atmalarına müsade verilmeden katledilen yurttaşlarımıza Rahmet yakınlarına bol sabır ihsan eyle!
Eh terör; Umarım bu son müteharrik durumlarındır zira can çekişmen yakındır! Milletimizi ve devletimizi bölmeye hiçbir zaman gücün yetmeyecektir! çünki sen bir avuçsun bizler ise yürek ve cismimizle milyonlarcayız!
Soruyorum sana; 400 kurşunu bir avuç savunmasız masum insanımıza sıkarken hiç mi ellerin titremedi? vicdanın bu kadar mı gayz, kin ve nefretle dolduruldu? YAZIK ÇOK YAZIK!
Acımız büyük lakin milletimizin , Devletimizin sağduyusu azmi ve kararlılığı daha büyük!
Soruyorum sana; Sen nasıl bir örgütsün ki; uğruna savaştığını iddia ettiğin insanları hunharca katledebiliyorsun? Dengesizliğin hat safhada vesselam!
Kardeşlerimize, çocuklarımıza terörist diyemeyiz diyen meclisteki bir avuç terör sözcüsü insan müsveddeleri!
Sizlere de sesleniyorum; Kardeşleriniz yine neler yaptılar bakın! mübarek gün dinlemediler kan içtiler! MUTLU OLDUNUZ MU?
Unutmayın! Zalimin zulmü varsa, mazlumun Allahı var!
İnsan olan insan (afedersiniz amiyane bir tabir olacak) yediği çanağa pislemez!
Ha bir de olayı Kürt-Türk sorunuymuş gibi gösteren bazı güruhlar sizlere de bir çift sözüm var;
Bizler "gel ne olursan ol yine gel" çağrısı yapan Mevlana'nın ve asırlarca bir çok milleti sinesinde barındıran ve barındırmaya da devam eden Osmanlı'nın torunlarıyız, ayırım ve bölücülük bizim kitabımızda da yazmaz! yazan ve yazdıran sizlersiniz...
Gel ey tarör yanlısı, beyni yıkanmış, dış mihrakların kuklası, zavallı; zararın neresinden dönersen kardır düsturuyla hareketlen ve kendine gel! ya bir an önce tövbe et yüce adalete teslim ol! yada bir hiç uğruna; hem bu Dünya'da hemde öteki Alemde zelil ol!
Takdir şimdilik senin!
Sonrası için ise Tanrının!

Şükran ALTUN BATTAL.

25 Eylül 2007

Kepçe gibi...


Bu güzel, tüm yurdum insanlarını aynı çatı altlarında birleştiren huzur ve bereket ayı Ramazan deyince aklımıza tabiri caizse; ilk şimşekleri çaktıran olgu; zahiren açlığı hissederken, gönlümüzün tokluğunu ortaya çıkarabilmek nitekim; veren el olabilmek zannımca en çok bu mübarek ayın büyüsüyle vukuu buluyor...
Her işin bir usulü, yolu yordamı olduğu gibi bu erdemli işinde bir usulü var elbet, gelin hep birlikte usulü usul başından sevgi gönüllüsü söz sultanlarından Mevlana Celaleddini Rumi'den öğrenelim ve dağarcıklarımıza kazıyalım ki; gönüllerimiz bu sayede mukavemete ve itminana kavuşsun!
Mevlana anlatıyor;
"Bir cömerde sordular:
-Muhtaçlara verdiğin, yoksullara dağıttığın şeylerden dolayı gönlünde kibir ve fakirler üzerine bir minnet yüklemek hisleri geliyor mu?...
Cömert şöyle cevap verdi;
-Hayır ne münasebet!...Ben bir şey verirken kendimi aşçının elindeki kepçeye benzetiyorum. Veren aşçıdır, fakat kepçeden geçiyor. Kepçe: "Rızkı veren benim...' gibi bir anlayışta olabilir mi?...


Not; Bu arada sevgili blog dostlarım eşimi geçen hafta 3,5 aylığına Amerika'ya uğurladım, ben denizse oğluşun okulu dolyısıyla buralardayım, e artık yalnızlığımı hissettirmezsiniz;))
Muhabbetle...

16 Eylül 2007

Hoşgeldin BEBİŞ ve Hoşgeldi RAMAZAN;))


Dünya'ya geliş hikayemizde bizleri yalnız bırakmayan ve rana, kalplere huzur akıllara itminan temenilerini bizlerden esirgemeyen siz sevgili; sevgi gönüllüleri blog dostlarımıza; yeni dünya kızımın henüz ayrık otu bitmemiş ve inşallah da bitmeyecek olan minik yüreğinden derlemiş olduğumuz kır çiçeklerimizi ifteharla sunuyoruz kabul buyurunuz efendim...

Şükranlarımızı arz ettikten sonra; hepinize hayırlı, bereketli ve huzur dolu Ramazanlar diliyorum ve Ramazan ayının tılsımı adına Yüce Yaratıcımıza da; sev bizi, sevdir bizi, sevindir bizi dileklerimi hepimiz adına yolluyorum;
Muhabbetle...
Candan arkadaşım nezdinde hepinizi bilgilendirmek adına minik bir dipnot;
Kızımız çiğ tanesi Şebnem ; 28 Temmuz 2007, saat;12:50 sularında cumartesi günü Ankara'da aramıza katılmış olup, burcu Aslan, yükseleni Terazidir, özel zevkleri arasında; meme emmek, ağlamak ve gülücüklerle şirinlikler yapmak dolayısıyla evde ki her ferdi etrafında pervane etmektir duyrulur;)))

24 Temmuz 2007

Ve İnsan2!


Ben inanıyorum ki; Bu beklenen insan; Bizim bağrımızdan çıkacak ve tüm insanlığa "İnsan" nasıl olunurmuş gösterecek!
Mamafih; bizler aziz bir geçmişin, revnektar bir kültürün ve özel bir dinin mümessilleriyiz...
Elbette bu laf-ı güzafla olmayacak...
Akmayan suyun kokuşması nasıl kuvvetle muhtemel ise; akan suyun berrak ve duru olmamasıda muhal değil elbet!
Bu nedenle; Harekette bereket vardır düsturuyla derhal ve hiç zaman kaybetmeden işe koyulmalı ve azim, istikrar, kararlılıkla hedefe ulaşmak için elden ne geliyorsa yapılmalı...
Hemde dış mihraklara rağmen...
Bu nasıl olacak, nereden başlanacak deyip yeise,ümitsizliğe düşmemeliyiz...
Hepimizin bildiği gibi iş önce toplumun temel taşı dediğimiz aileden başlar...
Aileler milletleri, milletler ise devlet kavramını oluşturur...
Bu yüzden denilebilir ki; Tohum ailede ekilir; millet ve devlette boy verir, iş ki; tohum çürük olmasın!
Anne ve babalar mahir birer işçi gibi Dünya'ya getirdikleri o nadide cevherleri tıpkı cevherfüruşanlar gibi işlemeli ve topluma salık vermelidirler...
Mahir ellerde işlenen, şekillenen insan hiçbir fırtına ve hortuma düçar olmayacaktır...
Ne yazık ki; günümüzde yapılan en büyük hata; evlatlarımız, yarınlarımız çocuklarımızın maddi, bedeni, cismani arzularının en yüksek boyutlarda karşılanması lakin aynı ihtimamı ruhsal doyumlarının karşılanmasında nakıs bırakılması...
Keza; Ruh'u olgunlaşmamış aksine bedeni bir hayli gelişmiş insanların insanlığa verebilecek hiçbirşeyleri yoktur!
Ruh ve beden muvazenesi diyorum ve sözlerimi gönül nağmelerimle bitirmek istiyorum...
Gözüm baharda;
Dilim, dilbeste dilzadelerde,
Kulağım daim hoş sedalarda,
Arzularım el değmedik ufuklarda,
Umudum yüce dağlar kadar,
Gönlüm hep güzelliklere akmaya meyyal...
Muhabbetle efendim;))

16 Temmuz 2007

Ve İNSAN1!


İnsanlıktan çıkmış fakat nedamet edip tekrar insanlık vasıflarını taşımaya mümeyyiz herkesi insanlığa davet ediyorum zira davete icabet gerek!
Yıllar yıllar var ki;İnsanlık gerçek insanı bekliyor; Erdemli, vicdanlı, faziletli, ruhu öteleri çok öteleri soluklarken, bedeni; nizam ve intizamıyla göz kamaştıran O yüce (Ali) KUTLU İNSANI...
İç ahengi dışına aksetmiş; Alicenap, mütevazi, tıpkı dolu başaklar misüllü başı yerde lakin gönlü her türlü hezeyana karşı mukavemetli O nurlu insanlar nerede?
Nere de; O yaşamaktan ziyade yaşatma sevdalısında olan, kendisi için arzuladıklarını başkaları için de arzulayan, düşene bir tekme de sen vur söz dizesinin henüz vukuu bulmadığı; diliyle kimsenin incinmediği, eliyle düşeni tutup kaldırma gönüllüsü, hiçbirşey yapamasa dahi tebessümüyle olsun insanlardan pozitif enerjisini esirgemeyen meleklerin gıpta, şeytanların tarumar olduğu gözleri yaşlı, sineleri telaşlı O güzide insanlar...
Merakımı celbetti; dedim birde sözlüğe bakayım; İNSAN ne mana ifade ediyor?
Evet Türk dil kurumunun hazırlamış olduğu sözlükten;
İnsan; 1.İki eli olan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı.
2.sıfat, mecaz Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse).
Yorumu siz değerli dostlarıma bırakıyorum...
Ben deniz ise acizane yorumlarımı; Batuş oğlanın ısrarla şekilli kurabiye yapalım edalarına karşı koyamadığımdan ve konsantremin dağılmasından dolayı bir daha ki postuma bırakıyor hepinizi sevgiyle ve de muhabbetle kucaklıyorum;))

25 Haziran 2007

Çilek jöleli tavuk göğsü...

Sevgili dostlar;
Malum okullar tatil oldu lakin bizim tatilimiz henüz başlamadı...
Bir yandan sıcaklarla boğuşurken bir yandan oğluşun yüzme kursuna başlaması hasebiyle biraz hareketli günler geçiriyoruz sizleri ihmal ettiğimin arzu halidir bilgilerinize sunulur;))

Sergimizin iki standı daha kaldı lakin aramızda sıkılan arkadaşlarımız var bu yüzden tatlı tarifimle ara vermek istedim...
Gerçi hepimizin bildiği beylik bir tatlı ama;))

Tarifimize gelince;
Tavuk göğsü;
*1lt süt
*1 su bardağı şeker
*5 yemek kaşığı un
*yarım paket margarin
*veee 1 adet falım damla sakızı
Jölesi;
*1 paket tart jölesi
*yeteri kadar çilek
*blendır;))

Hazırlanışı;
Margarin eritilir ve unun kokusu çıkıncaya kadar kavurulur,daha sonra sütümüz yavaş yavaş ilave edilir bu esnada da sürekli karıştırılır, kıvam alan tatlımıza şeker ve sakız ilavesi de yapıldıktan sonra ocaktan alınır ve mikserle göz göz olana dek çırpılır, sonrasında istenirse borcama istenirse kaselere dökülüp çilek jölesi eşliğinde servis yapılır...
Afiyet olsun;))

Battal Ebru tekniği ile yapmış olduğum peçeteler eşliğinde beyenilerinize sunuyorum buyurunuz efendim...
Sevgi ve de muhabbetle...

27 Mayıs 2007

Mozayık sanatlar...


Sergimizin bu standında sizlere;fayansların minik minik kırılıp, desene rengine ve dokusuna göre hayat vermesini görüyoruz...
Bu ara da sizlere kendimden küçük bir ayna frikiği;))






24 Mayıs 2007

Veee sergi zamanı...

Sevgili dostlar;
Bugün sizler için;Ankara Harikalar diyarı Sincan Kültür Merkezinde ki sergimizden gözlere şenlik bir ziyafet getirdim;))
Hangi sanat dalından başlasam bilmem ki derken; oğlumun yüksek ricası ile taş bebek standından giriş yapmaya karar verdim;))
Buyurunuz efendim....








Not; ilgilenenler için sergimiz ayın 28'inde toplanacaktır bu süre zarfında ziyaret etmek isteyenlere sevgiyle ve de muhabbetle tavsiye olunur;)))

15 Mayıs 2007

EĞER;


Eğer,
Herkes kendini kaybedip seni suçladığı zaman,
Sen soğukkanlılığını koruyabilirsen;
Eğer, herkes senden kuşkulandığında
Sen kendine güvenip tüm şüpheleri hoşgörüyle karşılayabilirsen;
Eğer; sabırla bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan
Ya da iftiraya uğradığında yalana yalanla karşılık vermezsen ve kin tutana kin duymazsan;
Eğer, düşlere kapılmadan düş kurabilir; düşünebildiğin halde düşüncelerin kölesi olmazsan ve aynı zamanda ne çok uysal olup ne de çok akıllıca bir tavırla konuşmazsan;
Eğer, ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir, ikisini de karşılayıp yüzleşebilirsen; ömür verdiğin şeylerin yıkılışını seyredebilir ve yılmadan onu yine kurmaya çalışırsan;
Eğer, iş işten geçtikten sonra yüreğini ve bedenini bütün direncinle seferber edip herkesin vazgeçtiği noktada sen amacına yönelebilirsen;
Eğer, herkesle birlikte erdemli olur da, erdemli kalabilirsen ya da krallarla dolaştığın bir durumda, gururlanıp benliğini ve dostlarını unutmazsan;
Eğer; ne sevgili dostların ne de düşmanların seni incitmezse ve kimseyi hem küçümsemez, hem de kimseye bağımlı olmamayı başarabilirsen;
Eğer, her günün her saatini, her dakikanın her saniyesini iç rahatlığıyla yaşayabilirsen, bütün dünya senin olur yavrum
...ve o zaman artık "Adam" olduğunu düşünebilirsin.
Muhabbetle...

07 Mayıs 2007

Fırında Köfteli Bürüksel Lahanası...


Sevgili dostlar;
Mevsimi geçti geçecek olan bir sebzemiz var bildiğiniz üzere...
Brüksel lahanası...
Pek rağbet görmese de, rağbet görmüş bir şeklini paylaşmak istedim...
Buyurunuz efendim;

Malzemeler:

1 kg. brüksel lahanası
500 g. kıyma
2 soğan
2 dilim bayat ekmek içi ( galeta unu da olur)
250 gr. kiraz domates(biz normal domates kullandık)
1 çorba kaşığı domates salçası
1 su bardağı su
2 çorba kaşığı sıvıyağ
tuz, kimyon, yenibahar, karabiber

Hazırlanışı:

Brüksel lahanalarının dış kabuklarını çıkarıp yıkayın. Soğanları rendeleyin. Kiraz domatesleri dörde bölün. Ekmek içini hafif ıslatıp ufalayın. Kıymayı bir kaba alıp soğan, ekmek içi ve baharatları ilave edip karıştırın. Hazırladığınız köfte harçından brüksel lahanalarının büyüklüğüde parçalar alıp misket köfteler hazırlayın. Bir fırın kabına lahana ve köfteleri değişimli olarak dizin. Kiraz domatesleri ilave edin. Salçayı su ile karıştırıp yemeğin üzerine dökün. Sıvıyağ ve tuz ilave edip kabın üzerini aliminyum folyo ile kapatın. Önceden ısınmış 180 derece fırında 30 dk. pişirin
NOT: Lahanalar önceden 5 dk. kadar haşlanırsa ve haşlama suyu salça ilave edilip yemeğe eklenirse daha iyi sonuç alınıyor). Folyoyu çıkarıp 10-15 dk. daha pişirin.

Afiyet olsun;))

Yemeği bahane edip küçük bir hikayeyi esgeçmek olmaz diye düşündüm;
Gelin şimdi birazda ruhlarımız doysun, doysun ki; hayatta daha faziletli ve erdemli duruş sergileyebilelim;

TEBESSÜM;
Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.
Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı yolladı.
Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki; her öğlen yemek yediği lokantada ki kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.
Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.
Adam öyle minettar oldu ki... iki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnını doyurduktan sonra, bir apartaman bodrumunda ki tek odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreşen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.
Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartaman halkı...
Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar.
Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan tebessümün sonucuydu;)))

Tebessüm dolu günler dileğiyle...

29 Nisan 2007

Minik ekler pastacıklar ve tarz değiştirmiş milföy börek!



Malzemeler

Hamuru;
*3 yumurta
*1 su bardağı su
*100 gr margarin
*1 su bardağı un
*1 çorba kaşığı toz şeker
*1 tutam tuz

Kreması;
*1 yumurta
*1/2 su bardağı toz şeker
*1 çay bardağı un
*1,5 su bardağı süt
*1 çay kaşığı vanilya
*1/2 limon kabuğu rendesi

*Üzeri için;
-100 gr bitter çikolata
-1 çorba kaşığı tereyağı yada margarin
Ben deniz hazır çikolata soslarından kullandım tavsiye olunur;))
***Hazırlanışı;
Margarin, su, şeker ve tuzu tencereye alın ve kaynatın. Unu ilave edip 5-6 dakika pişirin. Ateşten alıp ılınmaya bırakın. Ilınan hamura yumurtaları tek tek kırıp mikserle iyice yedirin. Hamuru geniş uçlu sıkma torbasına doldurun. Yağlı kağıt serilmiş yada hafifçe yağlanmış fırın tepsisine hamuru bir kaşık yardımıyla tek tej dökün. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında pembeleşinceye kadar pişirin.
Püf noktası;*** Pişirme sırasında ve fırını kapattıktan 40 dakika sonraya kadar fırın kapağını kesinlikle açmayın.

*Bu arada kremayı hazırlayın. Süt hariç diğer malzemeleri tencereye koyun, sütü yavaş yavaş ekleyin, sürekli karıştırarak pişirin. Fırından çıkardığınız ekleri enlemesine kesin ve kaşıkla kremayı doldurun.
Üzeri için; iki seçeneğinizin olduğunu arz etmiştim;
İlki; benmari usulü eritmiş olduğumuz bitter çikolatanın kullanılması,
ikincisi ise; hazır çikolatalı soslardan alıp hazırlamak ve kullanmak...
Tamamen keyfe keder;))



Efendim bu görmüş olduğumuz ana maddesi aynı yani zatında milföy fakat şekli değiştirilmiş böreğin içini arzuya göre doldurabilrsiniz...
Ben mi ne koydum?
Hemen paylaşayım;Az biraz zeytintağın da sotelemek üzere; minik doğranmış etcikler,soğancıklar, bibercikler, domatescikler, sarımsakcıklar veeee rehyan otu, karabiber...
Şekil şekil b de görüldüğü gibi; içine malzeme koyduğumuz milföycükler bohçalanır, bohça bağı olarak aliminyum folyalar kullanılır:))
Muhabbetle sevgili dostlar muhabbetle....

21 Nisan 2007

Mevlana ile dostluk üzerine söylemler...


Ne güzel demiş Mevlana;
Dost dediğin; radikal olmalı; sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile seni sevmeli...
Sarınılacak biri olmadığın zamanlarda bile sana sarılmalı...
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı...
Dost dediğin; fanatik olmalı;Bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli,
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok; Dost matematiksel olmalı;
Sevinci çarpmalı...
Üzüntüyü bölmeli...
Geçmişi çıkarmalı...
Yarını toplamalı...
Kalbinin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalı...
Ve her zmana Bütün parçalardan daha büyük olmalı...
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı............"
Sevgi ve de muhabbetle...

06 Nisan 2007

NİÇİN SUSAR İNSAN???


Yazana zahmet vermeyen yazı okuyana da zevk vermez.

Samuel Johnson

Niçin susar insan? Belki de başlangıçta, konuşmadan da anlaşabildiği birilerinin var olduğunu sanmasından, öyle ummasından. Sonra bir gün konuşmayı denemiştir büyük ihtimalle; çaresiz kaldığından, ‘kendini ifade et’ kültürünün dayatmasında safça, onu anlamalarına izin vermediğini düşünüp kendisini suçlayarak.

Herkes bir gün konuşur. Konuştuğunda, sustuğundan da beter bir anlayışla karşılaşırsa peki? ‘Kendini ifade edememek’ en çok da çağımızın uydurmacasıdır. Anlamak isteyenler, buna niyeti ve kapasitesi olanlar anlar çünkü; anlamıyorlarsa ya işlerine öyle geldiği içindir ya umursamadıklarından ya da böyle bir yetenekleri bulunmadığından. Heidi’nin yazarı Johanna Sypri derin bir bunalımdayken eşi, anlatmadığı için mi görmüyordu sanki karısının mutsuzluğunu. O halde susmak en doğrusudur belki ve siz susarken anlamış olanlar varsa sizi, konuşacağınız kişiler de yalnızca onlar olmalıdır. Emily Dickınson’ın yolunu izlemekte ne sakınca olabilir ki yoksa? İnziva, ona atfedildiği gibi kötü bir şey midir gerçekte? Dışarıdan tuhaf görüneceksiniz diye, onlar gibi olmadığınızdan çeşitli yaftalar yapıştıracaklar korkusuyla, hırsları uğruna bedenini satanlar ya da arzuları için onları sevenleri harcayanların arasında yaşamak zorunda kalırsanız, buna zorlanırsanız daha fazla mutsuz olmaz mısınız?

Kime gösteriş yapmak mecburiyetiniz var ki? Yalnızlığınız zevk veriyorsa, içinizin zenginliği yetiyorsa, küçücük bir dünyada kocaman bir alem kurabilyorsanız bırakın istediklerini söylesinler. Kundera’nın harika bir romanında bir erkeğin bir başka erkekten alması gereken intikamını aslında bir kadından almaya kalkıştığını görüp irkildiğinizde düşün müyormusunuz hiç:

Zekası sizinle aynı ‘şaka’yı paylaşmaya yetmeyenlerle ne işiniz olabilir ki?

Rengin Soysal (K Dergi)

Mutlu ve huzurlu bir hafta sonu dileklerimle...

01 Nisan 2007

BİR ANNEDEN ÖĞÜTLER...


Bu başlıktaki ismi taşıyan bir kitap Amerika'da yayınlandı. Türkiye'de ise kitabın içinden seçme sözler derlenerek çeşitli gazetelerde yayınlandı. Aşağıda da bu kitapta geçen tavsiyelerden bir derleme bulunmaktadır paylaşıma hazırmısınız?
Buyurunuz efendim;
Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin. Dolayısıyla halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç. Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet. Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi mercedes otomobil alırdı. Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar, tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir. Hiçbir parkta bir kurul için dikilmiş bir anıt yoktur.
Yapabileceğin kadar söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap. Oturarak başarıya ulaşan tek yaratık tavuktur. Dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere dertlerin yüzme bilmediğini söyle.
Dalın ucuna gitmekten korkma. Meyve oradadır. Büyük adam büyüklüğünü küçük adama davranışıyla gösterir. Şans bukalemun gibidir. Biraz zaman tanı, mutlaka değişecektir. "Tarihta en etkili 100 kişi" adlı kitabı okudum. Onların hepsiyle ortak olduğumuz tek şeyin zaman olduğunu gördüm. Günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan, bu belki bütün gün hırladığın içindir.
Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin. Şimdi başla! Şu anda bulunduğu yerden, elindekilerle başla. Gülümsediğinde güzelleşmeyen bir yüz hiç görmedim. Kimi zman içindeki o sessiz sese uzmanlardan daha fazla güven. Aerodinamik yasalarına göre o tombul ve tüylü arının hiç uçmaması gerekiyordu. Herhalde bunu ona hiç kimse söylemedi ki, uçuyor. Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren insanlar, sonunda, en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar. Öteki insanlardan daha akıllı ol. Yalnız bunu onlara söyleme! Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir. Hayatta ya tozu dumana katarsın, yada tozu dumanı yutarsın.
İYİ ÇALIŞAN, SIK GÜLEN VE ÇOK SEVEN BAŞARIYI ELDE EDER.
MUHABBETLE...

22 Mart 2007

Bey pazarı(Takılar ve değerli taşlar) 2

Veee işte hanımlar; gözlere şenlik takı ziyafeti...


Ametist taşının fiziksel etkileri;

*Göz hastalıklarına, alerjiye, baş ağrılarına ve kalp rahatsızlıklarına iyi gelir.
*Negatif elektrik yükü taşıdığından dolayı; bedendeki fazla elektrik yükünü toplayarak beyin gücünü yükseltir.
Metafiziksel ve pisikolojik etkileri;
*Bulunduğu çevredeki olumsuz enerjileri temizleyip dönüştürür. Sadece odanın herhangi bir yerinde durması bile olumsuz enerjileri toplayıp pozitif enerjiye dönüştürmesi için yeterlidir.
*Kişiyi rahatsız eden takınaklı düşünceleri uzaklaştırıcı ve yatıştırıcı bir etkiye sahiptir. Koyu mor ya da çok açık renkli olan ametistler en güçlü enerjiye sahip olan ametistlerdir.
*Uykusuzluk çekenlere iyi gelir. Eğer uykusuzluk sorunu yaşıyorsanız; ametisti yatmadan önce bir süre elinizde tutun ve sonra yastığınızın altına koyarak yatın. Sorununuzun nasıl düzeldiğini göreceksiniz.
*Enerji dolu bir taş olduğu için çoğu insan üzerinde canlandırıcı bir etkisi vardır. Sürekli üzerinizde taşıyabileceğiniz bir taştır. Yaydığı enerji her zaman size fayda sağlar ve olumsuzluklardan korur. Özellikle düşman tavırlı insanların arasında bulunacağınız zamanlarda bu taşı üzerinizde bulundurmaya gayret edin. Böylece sadece pozitif enerji alacağınızdan emin olabilirsiniz.
*Enerjisinin odaklandığı kişide uyum ve denge oluşturur. Yaydığı enerji doğrudan sinir sistemini etkiler. Ancak ciddi bir kişilik bozukluğuna sahip insanlar bu enerjiyle uyuşamayarak, onu rahatsız edici bulabilir.
*Pembe kuvars ile birlikte kullanıldığında aklı güçlendirir ve kalbi korur.

*Bu arada bugün Dünya su günü hatırlatmadan geçemiyeceğim zira herşeyimiz AB-I HAYATIMIZ olan suyu biraz daha tasarruflu kullanırsak şayet ileride su sıkıntısıda çekmeyiz diye düşünüyorum ne dersiniz?
Kuraklığa Karşı Haydi El Ele!

Bu yıl kış, oldukça kurak geçti... Yağışlar son yılların en düşük seviyesinde kaldı. Ankara'da 3, İstanbul'da 8 aylık su rezervinin kaldığı ve yakında kesintilerin başlayacağı konuşuluyor. Dün arkadaşım sabah radyoda dinlediği bir öneriden bahsetti. Sizlerle paylaşmak istedim, çünkü inanılmayacak kadar basit ama bir o kadar da zeki bir küçücük eylemle olağanüstü bir su tasarrufu sağlanabilir: Rezervuarlar 4-5 litre su alıyor... Rezervuardan akan su 3 litre olsa da aynı işi görüyor... Rezervuarın içine 1,5 litrelik DOLU bir pet şişe koyun. Her sifon çekişte 1.5 litre tasarruf etmiş oluyorsunuz! Bunu milyonlarla çarpın... Sağlanan su tasarrufunu düşünebiliyor musunuz? Simdi... Bu haberi tüm tanıdıklarınıza dağıtın dağıtabildiğiniz kadar. Hem ülkeye hem aile bütçesine fayda. Gelin kuraklığa karşı hep birlikte...

Bu değerli dipnottan dolayı biliwep ekibine teşekkürler...

SU GİBİ AZİZ OLABİLMEK DİLEĞİYLE...